“Şerefli ve ölmez ideallere bir tek hamle ile varıldığını tarih pek az yazar; fakat tarihin daima yazdığı sey, azim ve sebatla, ümidi kesmeyerek yapılacak hamlelerin bir milleti ideallerine herhalde ulastıracağı ve ulaştırdığıdır.”
İsmail Berkok
Abhazya: 1917'den Günümüze
Bu çalışmada, Abhazya tarihinin 1917 Ekim Devrimi yıllarından günümüze dek uzanan süreci ele alınacaktır. Bugüne kadar Kafkas diasporasında; Abhazya tarihinin, Sovyet Devrimi yılları ve Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti tecrübesinin Abhazya'ya olan yansımalarına yeterince ilgi gösterilmemiş olması üzücüdür. Bu konuda Türkiye'deki kapsamlı ilk çalışma, Sayın Sefer Berzeg'in ilk iki cildi yayınlanan, 3. ve son cildi ise yayına hazırlanmış olan “Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti” adlı çalışmasıdır. Biz de yazımızda, bu eserden çok sayıda alıntı yaptık.
1992-1993 Abhaz-Gürcü savaşını araştırmaya başladığımızda, Sovyetlerin kuruluşunun hemen öncesindeki gelişmeleri de incelememiz gerektiğini farkettik. Çünkü zincirleme gelişen ve birbirini tetikleyen bu olaylar serisini kavrayamadan, bugüne kadar yaşanan sürecin, verimli sonuçlar doğuracak şekilde anlaşılması mümkün değil. Sovyetlerin çöküş döneminde ve yeni devletin kuruluşunun ilk yıllarından itibaren, faşist yükselişini gözle görülür biçimde sürdüren ve az nüfuslu halkların topraklarına doğru emperyal bir genişleme politikasını açıkça savunan, kendince haklılığını Menşevik döneme dayandıran Gürcistan Devleti'nin, hangi mirasın üstüne bina edildiğini kavramadan bu soruna gerçekten vakıf olunamayacağını düşünüyoruz.
Zincirin halkaları izlendiğinde net bir biçimde görülüyor ki, aslında varoluş savaşımız asla kesintiye uğramamış sadece farklı araçlarla yürütülerek bugünlere taşınmıştır. Tarihe dönüp baktığımızda, günümüzün özgür Abhazya Cumhuriyeti'nin; vatandaki soydaşlarımızın uzun yıllarla olgunlaşan sabır ve iradesinin, milli varlığı korumadaki uzlaşmaz dirençlerinin üzerinde yükseldiğini görüyoruz.
1. Sovyet Devrimi Yıllarında Abhazya
“Birçok şeyin temelden yıkıldığı, birçok şeyin de yeniden kurulduğu, koşulların ve bütün Rusya'nın, bunun sonucu olarak da Abhazya'nın yaşam ortamının değiştiği bu hareketli günlerde her halk, Rusya'nın yeniden kurulduğu bu dönemde halkların ve çıkarlarının unutulmaması ve suikaste kurban gitmemesi için duyarlı olmak zorundadır. Abhaz halkı, kardeşleri Kuzey Kafkasyalıların ve Dağıstanlıların; haklarını koruyacağı, bu olaylarda, kendisini destekleyeceklerinden emindir. Abhazya Halk Konseyi'nin bundan sonraki en önemli görevlerinden biri de, Abhaz halkının kendi kaderini belirlemesi yönünde çalışmaktır. Abhaz halkı; Dağıstan, Abhazya ve Kuzey Kafkasya'nın oluşturduğu Birleşik Dağlılar Birliği'nin bünyesine girmektedir ve elbette kuzeydeki kardeşleriyle en sıkı bağları tesis etmeye ihtiyacı vardır.”
8 Kasım 1917'de, Abhaz Halk Konseyi'nin (AHK) oluşturulduğu halk kongresinde, Abhaz Halk Konseyi Anayasası ile beraber kabul ve ilan edilen Abhaz Halk Kongresi Deklerasyonu, yukarıda yer alan pasajla, Bolşevik işgaline kadar, Abhazya'nın Sovyet devrimi yıllarındaki yönelimini özetliyordu.
Sözkonusu Konsey'de etkin isimler olan Aleksandır Çaçba ve Tataş Marşaniya; 10 Mart 1917'de, devrim sonrasında kurulan Geçici Hükümet'in yerel organı olarak görev yapmak üzere, polis gücüne sahip Toplumsal Güvenlik Komitesi'ni kuruyorlar ve Sohum, Gudauta ve Oçamçıra'da Yurttaş İcra Komiteleri oluşturuyorlardı.
Bu gelişmenin hemen ardından 1-9 Mayıs 1917 tarihleri arasında Vladikafkas'taki kongreyle kurulan Kafkas Dağlı Halklar Birliği (KDHB), hızlı biçimde Kuzey Kafkasya'nın bütün bölgelerini kapsayan çalışmalarına başlamıştı. Birliğin, Merkezi İcra Komitesi tarafından Abhaz halkının milli örgütlenmesine yardımcı olmak için görevlendirilen kişi ise, daha sonrasında Abhazya'da önemli görevler de alacak olan genç Çeçen aydını Aslanbek Şerip'di.
20 Eylül 1917'de Andi'de (Dağıstan) bir araya gelen ve aralarında Abhazya'dan da delegelerin bulunduğu KDHB'nin 2. Kongresinin hemen ardından, 8 Kasım 1917'de Akua'da (Sohum) toplanan Abhaz Halkı'nın Kongresi, KDHB'nin yerel iktidar organı olarak görev yapacak olan Abhaz Halk Konseyi'ni oluşturdu. Birliğe katılma kararını engellemek için görevlendirilen Gürcü Kurulu'nun faaliyetleri sonuçsuz kaldı ve Abhazya'nın Dağlı Halklar Birliği bünyesinde yer alması kararı kabul edildi.
Başkanlığını Simon Basariya'nın yaptığı Kongre, oluşturduğu Abhaz Halk Konseyi'nin Anayasası'nı ülkede uygulamaya sokuyordu. Sözkonusu anayasa; Konsey'i Abhaz halkıyla bütünleşmiş, milli-politik bir örgüt olarak tanımlıyor ayrıca bütün ilişkilerde Abhaz halkının sözcüsü ve temsilcisi olarak görüyordu. Abhaz halkının güncel sorunları karşısında da kendisini muhatap kılıyor ve siyasi haklarını, milli ve kültürel-ekonomik çıkarlarını savunmayı görevleri arasında sayıyordu.
 |
 |
Aleksandr çaçba(sagdaki) |
Simon Basariya |
Abhazya'nın kendi özgür iradesiyle, aydınları önderliğinde Kuzey Kafkasyalıların ilk büyük siyasi birliğine katılımı böylece tarihe not düşüldü. Stanislav Lakoba'nın deyimiyle ilk parlamentomuz olan AHK'nın temsilcisi 19 Kasım 1917'de, Gürcü Halk Konseyi'nin (GHK) kuruluşu sebebiyle, Konsey adına tebrikler ilettiği kutlama mesajında Abhazya'yı KDHB içerisinde tanımlıyordu.
Ardından AHK ve GHK arasında karşılıklı ilişki kurulması konusunda bir anlaşma imzalandı. 9 Şubat 1918'de imzalan bu anlaşmada Gürcistan; Mzımta ve İngur nehirleri arasında bir ve bölünmez Abhazya'yı tanıdığını beyan ediyordu -fakat, Bolşevizmle mücadele bahanesiyle, Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti silahlı güçleri, AHK'nin tüm iyiniyetli yaklaşımlarına rağmen, emperyalist güdüleriyle hareket ederek, aynı yılın Temmuz ayında Abhazya'yı işgal edecekti.-
Mayıs 1917'de, Akua'da Y.Eşba ve N.Lakoba öncülüğünde kurulan Bolşevik örgütlenme, bu gelişmeler sırasında çalışmalarına devam etmekteydi. Şubat 1918'de 5 gün süreyle Akua'yı elinde tutan Askeri Devrim Komitesi (ADK), AHK karşısında tutunamayarak geri çekilmek zorunda kalıyordu. Ama hemen ardından gerçekleşen başarılı ayaklanma sonucunda, 8 Nisan-17 Mayıs 1918 tarihleri arasında bütün Abhazya, ADK kontrolünde Bolşevik yönetimin eline geçti.
 |
 |
Yefrem Esba |
Tatas Marsaniya |
Fakat tam da Bolşevik isyancıların hüküm sürdüğü dönemde Abhazya, AHK öncülüğünde Simon Basariya ile 11 Mayıs 1918'de bağımsızlık ilanında bulunan Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nde (KKC) temsil edilmekteydi.
17 Mayıs 1918'de Gürcü asıllı Transkafkasya Hükümeti ve GHK başkanlarının talimatının ardından “ Bolşevizmle mücadele etme ” bahanesiyle Abhazya'ya Gürcü Milli Muhafızları sevkedildi ve böylece Abhazya, Mayıs 1918'de bütünüyle işgal altına alınmıştı.
20 Mayıs'ta ise Varlam Şervaşidze (Çaçba) önderliğinde Gürcüler tarafından yeni bir AHK “ kurduruldu ”. İlk Konsey'in mensupları ve yeni kurulan Konsey arasında, KKC ve Transkafkasya Hükümeti ile ilişkiler konusunda fikir ayrılıkları bulunmaktaydı. Tüm bu işgal süresince KKC ise olanlara yalnızca, askeri desteği sebebiyle Alman Hükümeti'ne nota vererek ve Gürcü işgalini kınayarak cevap verebiliyordu, zira Kuzey Kafkasya'nın pek çok bölgesinde; yerel Bolşevik güçler, Kızılordu ve Beyaz Ordu'ya karşı milli bağımsızlık savaşları sürdürülmekteydi ve bu zor koşulların yarattığı imkansızlıklar sonucu Abhazya, KKC'nin reel askeri desteğinden mahrum kalıyordu.
26 Mayıs 1918'de ise; KDHB'nin, KKC'nin kuruluşuna dair bildiriminin ardından Gürcistan Demokratik Cumhuriyeti ilan edildi. Bu gelişme üzerine, bağımsızlık yanlısı AHK, “ Transkafkasya Meclis ve Hükümeti'nin dağılması sebebiyle aramızda hukuki bir bağ kalmıyor ” diyerek Abhazya'daki tüm iktidarı kendi üzerine aldığını deklare etti. Fakat AHK'nın, bu sözlerin hemen akabinde belirttiği üzere, fiili egemenlik Abhazya'da kalan Gürcü askeri birliğinin elindeydi.
Aslında, Gürcü iktidarı ile Abhazya arasındaki tek anlaşma, Gürcistan'ın da dahil bulunduğu Transkafkasya Meclisi'nin oluşturulması arefesinde imzalanan 9 Şubat 1918 tarihli anlaşmaydı ve bu anlaşmada, Abhazya'nın varlığı Mzımta ve İngur nehirleri arasında kabul ediliyor ama ülkenin gelecekteki politik yapısı hakkında bir hüküm içermiyordu. Abhazya'da hüküm doğurabilecek tek gelişme; Mayıs 1917'de kurulan Dağlı Halklar Birliği ve sonrasında bu birliğin oluşturduğu Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'ne, “ Abhaz halkının ilk parlamentosu ” olan Abhaz Halk Konseyi önderliğinde, Abhazya'nın dahil olması oldu.
Fakat Menşevik Gürcü Hükümeti, Gürcistan tarafından kurdurulan yeni AHK'yı, silah zoruyla yeni bir anlaşma yapmak zorunda bıraktı. “ 9 Şubat'taki anlaşmanın geliştirilmesi ve uygulanması ” adı altında yapılan bu akit, Abhazya'ya sadece “ çok geniş bir özerklik ” vaadediyor, yeni AHK'yı ise yalnızca içişlerinde yetkili kılıyordu.
17-22 Haziran tarihleri arasında ise, bu anlaşmanın “ Abhazya'da Hassa Birlikleri bulundurulması ” hakkındaki maddesi suistimal edilerek, Akua Gürcü işgalciler tarafından ele geçirildi. Ardından Abhazya “ Genel Valilik ” ilan edildi. Böylece Menşevik Gürcistan, silah zoruyla imzalattığı anlaşmayı kendi lehine ihlal ediyor ve kendi eliyle kurduğu AHK'yı etkisiz kılıyordu.
1864 ve 1878 sürgünleri sonrasında Çarlık Rusya tarafından büyük bir hızla devam ettirilen Abhaz topraklarının kolonizasyonu politikasının, hız kesmeden devam ettiği okuyucu tarafından göz önünde bulundurulmalıdır. Etno-demografik dengeyi Abhazlar aleyhine bozarak, ülkenin asli unsurunu kendi yurdunda azınlık durumuna düşüren ve yokoluşu hızlandırmayı hedefleyen bu sömürgeci göçmen politikası, Abhazya'ya çok yoğun bir Kartvel (Gürcü, Mingrel ve Svan) nüfus göçüne sebep oldu. 1877 yılında “ Tiflisski Vestnik ” Gazetesinde, “Abhazya'ya kimi yerleştirmeli?” başlığıyla yayınlanan makalenin yazarı ünlü Gürcü toplum adamı ve yayıncı Y. Gogebaşvili, sözkonusu yazısında, boşaltılan toprakların Rusya menfaatleri doğrultusunda verimli kolonizasyonu için gerekli bütün niteliklerin yalnızca Mingreller'de bulunduğunu belirtiyor ve Mingrellerin Abhaz topraklarına ilk yerleştirilenler olmaları gerektiğini söylüyordu. Sovyet istatistikleri de dahil, pek çok kaynakta genel olarak bu Kartvel yerleşimciler Gürcü olarak belirtilmekte, Svan yada Mingrel olarak da ayrıca pek anılmamaktadırlar. Bu sebeple biz de aynı yolu izleyeceğiz.
Yıllar ve Abhazya Nüfusunun Ulusal Bileşimi |
|
1886 |
1897 |
1926 |
1939 |
1959 |
1970 |
1989 |
Abhazlar |
58963 |
58697 |
55918 |
56197 |
61193 |
83097 |
93267 |
Gürcüler |
4166 |
25875 |
67494 |
91967 |
158221 |
213322 |
239872 |
Ruslar |
971 |
5135 |
20456 |
60201 |
86715 |
79730 |
74913 |
Ermeniler |
1049 |
6552 |
30048 |
49705 |
64400 |
73000 |
76541 |
Rumlar |
2149 |
5393 |
27085 |
34621 |
9111 |
13600 |
14664 |
Tablo 1: Yıllar ve Abhazya Nüfusunun Ulusal Bileşimi
1920 yılında, aralarında İsmail Berkok'un da olduğu bir heyetle, Kuzey Kafkasya Dağlıları'nın bağımsızlık mücadelesine destek olmak amacıyla Kafkasya hareket eden Mustafa Butbay'ın, “Kafkasya Anıları”nda yer verdiği şu anektodlar, asimilasyoncu emperyalist politikanın daha o yıllardaki etkilerini ve buna duyulan tepkiyi anlamamız için dikkate değerdir:
“Mihail ve Rafail adında iki aydın genç, bir kelime anadillerini bilmedikleri halde o kadar ulus sever idiler ki, bu gençlerin varlığı, Abhazya'nın geleceği hakkında bana umut veriyordu.”s.102
“Bütün konuşmamız Türkiye'deki Abhazların anavatana göçleri etrafında toplanıyordu. Abhazya'nın ileride bir varlık gösterebilmesi ve Gürcü istilasından yakasını kurtarabilmesi buna bağlı diyorlardı.”s.102
“Gürcülerle Mengreller, Samurzakan'ın tamamıyla özümlenmesi ve orada Abhazlıktan bir iz kalmaması için ne gerekse yapmaktadırlar.”s.105
“Vuçamçira'da Laz Hasan adında bir ihtiyarla kahvede tanıştık. Epeyce de konuştuk. Temiz ve pürüzsüz bir Abaza şivesiyle konuşan ve tamamıyla Abazalaşan bu adamın, üzerimde bıraktığı etkiyi unutamam. Abhazya'nın ve Abazaların bugünkü mahkum vaziyetinden yana yakıla bahsederken gözleri yaşarıyordu. İçten gelen bu derin sevgi, geçmişin mutlu ve tatlı anılarından doğuyordu. Bana geçmiş günlerden hasretle bahsetti. Kahramanlık destanlarını uzun uzadıya anlattı. ‘Bir vakitler oturduğumuz bu şirin yerde Abaza dilinden başka bir dil konuşulmaz, Abazalardan başka kimse gözükmezdi.' dedi.”s.119
Akua'da Gürcüce ve Mengrelce'den başka bir dilin işitilmediğini de belirten Butbay, anılarının daha pek çok yerinde Abhaz halkının Gürcü işgalinden kaynaklanan ızdırabını yazmıştır fakat bizce seçilen bu alıntılar, o zamanın koşullarını ve gerçeklerini kavrayabilmek açısından yeterlidir. O günlerin bu canlı tanıklıkları, bugün Abhazya'da yaşayan soydaşlarımızın hangi acı dolu sınavlardan geçip de, topraklarımızdaki milli varlığımızı bugünlere taşıdığını anlamak açısından da önemlidir.
A. Çaçba, S. Basariya ve T. Marşaniya önderliğinde; Osmanlı ordusunda görev yapmış olan Çerkes subaylarla diasporadan gönüllülerin oluşturduğu 500 kişilik “ Sohum Müfrezesi ”, Abhazya'daki milli direnişe güç katmak ve Gürcü işgaline karşı koymak amacıyla Haziran ayı sonunda Kodor'a çıkartma harekatında bulundu.
Menşevik Gürcü Hükümeti'ni himaye eden devletlerden Avusturya-Macaristan'ın Tiflis'teki delegasyonunun başkanı, o dönemde Viyana'ya Abhaz halkının yönelimleri konusunda önemli bilgiler içeren raporlar göndermekteydi. Delegasyon başkanı Franckenstein sözkonusu raporlarda, “ Gürcistan, Abhazya'nın kendisine bağlanması için propaganda yapmaktadır. Abhazlarla aynı dili konuşan Abazalar Kuzey Kafkasya'da yaşıyorlar ve %10 oranında Müslüman olmalarına karşın Abhazlar, KKC'ye eğilim göstermekteler ” diye belirtiyordu.
KKC silahlı güçlerinin bir birimi olan ve üstün Gürcü kuvvetlerinin kıskacı altındaki Sohum Müfrezesi, Oçamçıra'da Abhaz Halk Kongresi Temsilcilerini topladı. Gürcü işgal ve katliamlarının protesto edildiği kongrede; temsilciler, Gürcülerin kontrolündeki AHK'ya olan tepkilerini dile getiriyor ve gençlerin müfrezeye katılacağını belirtiyordu. Bunun üzerine saldırıya geçen Gürcü askerleri, cezalandırma eylemlerine giriştiler.
 |
| Askeri Kuvvetler |
15 Ağustos'ta Gürcü birliklerinden ağır darbe yiyen gönüllü birliği, dağlık bölgeye çekilmek zorunda kaldı. Bu ağır darbenin ardından da eylül ayında, silah ve sayıca üstün Gürcü ordusu karşısında yenilgiye uğradı. Türkiye diasporasından gönüllü savaşçıların Abhazya Bağımsızlık Mücadelesine verdikleri “ ilk ” destek ne yazık ki başarısızlığa uğruyordu.
Abhaz aydınları, kendi kurdukları AHK'yı beğenmeyerek defalarca silah zoruyla dağıtan işgalciler tarafından ağır baskılara uğratılıyordu. Özel olarak kurulan “ cezalandırma birliği ” Abhaz köylerini yakıp yağmalıyor ve halk üzerinde terör uyguluyordu. Ekonomik durumun son derece kötüleştiği Abhazya'daki “ direnişin kökünü kazımak ” şartıyla bu birliğe 200.000 ruble vaadediliyordu. Emperyal heveslerle harekete geçen ve Tuapse'ye kadar Kuzey Kafkasya topraklarına göz diken Gürcistan, Abhaz ülkesinde son haddina varan bir şovenizm uygulamaktaydı. O yıllar hakkında Vladislav Ardzınba; “ Abhaz halkının anılarında bu, Abhazya-Gürcistan ilişkilerindeki en kötü dönemdir ” diyordu. Ayrıca o yılların önde gelen Gürcü liderlerinden Ş.Z.Eleava, 1926'da Gürcistan Parlamentosu toplantısında, “ Hiç ara vermeden Abhazların hak ve hürriyetlerini yok ediyorduk ” itirafında bulunuyordu.
1920 yılında yayınlanan „Denikin Rusyası'nda“ kitabının yazarı İngiliz araştırmacı Carl Erich Bechhofer ise, Gürcistan'ın emperyalist niteliği için şöyle diyordu:
„Özgür ve bağımsız sosyal demokrat Gürcistan devleti, hem sınırları dışındaki toprakları ele geçirme hırsı bakımından, hem de devlet içindeki bürokratik tiranlık yapısı bakımından her zaman anılarımda klasik bir‚ küçük emperyalist' örneği olarak kalacaktır.“
Herşeye rağmen KKC, Gürcistan tarafından zaptedildiği halde, Abhazya'yı kendi devletinin bir parçası saymaya devam etti. 1919'da Lozan'da bulunan Kuzey Kafkasya delegasyonunun emriyle, delegasyona dahil olarak bir Abhazya temsilcisinin de katıldığı Paris Barış Konferansı için renkli bir etnografik ve politik bir KKC haritası Fransızca olarak hazırlandı. Bu harita üzerinde, Abhazya ve Güney Osetya, Gürcistan'ın değil, Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti sınırları içerisinde gösteriliyordu.
devam |