Yılan, “Doğru gidiyorum desem de kuyruğum eğri.” demiş...
(Blem, “Zanç’ew sek’o s’omi sç’e ‘ont ‘ağe” ye’o.... * Adığe atasözü.
Kafkasya Forumundaki genç arkadaşlarım benden düşünce ve dağarcığımı yeni internet sayfalarında sizlerle paylaşmamı istediler. Ben de bundan sonra aklımın ve kalemimin yettiği kadarıyla bu sayfadaki köşemden doğru bildiklerimi sizlerle paylaşacağım.
İlk yazımda son ayların gündemdeki bir konusunun kafamda uyandırdığı soruya sizlerle beraber cevap arayacağım.
Yapay sınırlarla ayrılmış, hiçbir bilimsel temele dayanmayan Sovyet ulus politikalarına göre parçalanmış Çerkes cumhuriyetlerinin birleşme taleplerinin seslendirildiği şu günlerde, son birkaç yıldır dillendirilmeye başlanan bir başka eğilimi büyüteç altına almak istiyorum. Bu eğilim, gerek anavatanda, gerekse diasporada bazı kesimlerde ciddi paradigma değişimleri olduğunu gösteriyor. Bu eğilimi çok kısa bir şekilde özetlemek gerekirse, bunun Kafkasyalılık kimliğinden Adıge-Abhaz kimliği ile sınırlandırılmış bir milliyetçilik akımına sapış olduğunu söylemek yanlış olmaz sanırım.
Çerkes Kongresi’nin anavatanda Çerkes cumhuriyetlerinin birleştirilmesine yönelik başlattığı sivil toplum inisiyatifi tarihi yanlışların düzeltilmesine yönelik bir adım olarak elbette son derece somut ve yapıcı bir adım. Bu yüzden bu çalışmada emeği geçen Kongre üyelerini tebrik ediyorum. Ancak, bu yapıcı adımı demin sözünü ettiğim paradigma değişimi ve bu değişimin arkasında oynanan tehlikeli oyunla karıştırılmaması gerekiyor. Zira, bu girişimin, söz konusu tehlikeyi kamufle etmeye yönelik çabalara malzeme edileceği aşikar.
Kafkasyalılar böl-yönet politikalarının bir unsuru olarak bu mikro-milliyetçi yönlendirmelere yabancı değiller. Bu insanların kendilerini 75 yıllık Bolşevik sistemin etkilerinden tamamen soyutlamalarını beklemek çok rasyonel olmaz. Hele hele bir de son dönemde Moskova’nın menfaat ilişkileri ile sıkı sıkıya göbeğinden bağladığı yerel elitlerin halk üzerindeki etkilerini göz önünde bulundurduğumuzda sokaktaki adam için söyleyecek fazla birşeyimiz kalmıyor. Kısacası Kafkasya’da bu mikro-milliyetçi yönlendirmeler hiçbir zaman tam anlamıyla halka şırıngalanabilmiş bir politika olamadıysa da Truva atları bunu gerçekleştirme hayalinden hiçbir zaman vaz geçmediler.
Basit anlamda dahi yüzyıllarca herkesin Çerkes ulusal giyimini kendi ulusal giysisi olarak benimseyerek, herkesin halk danslarında Lezgi danslarına yer vererek, ortak mitolojik epikleri söyleyip, benzeş toplum disiplin kodlarına göre günlük hayatlarını devam ettirmiş bu insanların küçük hesaplarla tezgahlanmış oyunlarla yüzlerce yıllık alışkanlıklarından vaz geçeceklerini düşünmek biraz aymazlık olur. Diasporada böyle bir durum zaten birkaç sene öncesine kadar söz konusu bile değildi. Ortaklaşa verdikleri bir özgürlük mücadelesinin sonunda sürgün kaderini beraberce paylaşan, anavatanda oluşturdukları ortak yaşam kültürünü gurbette de sürdüren Kafkasyalılar kendilerini içine girdikleri toplumlardan soyutlayıp, içe kapanık bir yaşam sürerken birbirleri ile akrabalık ilişkileri kurdular. Gittikçe şehirleşen ve bireyselleşen yaşamın çarkları bu insanları öğütmeye başlamadan önce Kafkasya menşeili insanlarla toplumun çok daha büyük kısmını oluşturan Kafkasyalı olmayan nüfus arasındaki evliliklere çok nadiren rastlanırdı. Buna karşın Kafkasya menşeili insanların arasında kurulan aile bağlarında ise belirleyici kriter, alt kimlik olarak Adığelik, Abazalık, Nohçilik veya İronluk değil, baskın olan üst kimlik Kafkasyalılıktır. Öyle ki bir Adığe’nin, bir İron veya bir Nohçi ya da bir Avar’dan gelin – damat alması çok sıradan olaylardı. Hatta diasporada etnik Türklerle gelin-damat alış-verişi olmazken Turani bir unsur olan Karaçaylarla sırf Kafkasya kültürü ile yoğuruldukları için akrabalık bağları kurulmasında hiçbir sakınca sakınca görülmedi. Karaçaylar da son dönemlerdeki kaşımalar öncesinde Turani kökenlerinden ziyade hep Kafkasyalı kimlikleri ile ön planda oldular. Birçok kez Gürcülerin de bu istisnai uygulamaya dahil edildiklerini görürüz. Tüm bunlar bizi yakın geçmişte bilinçli olarak kaşınmaya başlanan Adığe – Abhaz milliyetçiliği ile diğer Kafkasyalı unsurlardan uzaklaşma planlarını büyüteç altına almaya zorluyor.
Burada asıl hedeflenenin Adığe-Abhaz milliyetçiliğinin çok ötesinde birşey olduğunu görebilirsek bu gelişmeleri daha sağlıklı yorumlayabiliriz. Asıl hedef birlik duygusunun zayıflatılıp, lokmaların daha kolay yutulur hale getirilmesinden başka birşey değilmiş gibi görünüyor. Tabi bu hedeflere giden yolda zaman zaman Çerkes Kongresi’nin örneğinde olduğu gibi evdeki hesaplara uymayan durumlar da ortaya çıkmıyor değil. İşte bu gibi hesapta olmayan çıkışlara karşı verilen veya verilmeyen tepkiler takkenin düşüp, kelin görülmesine sebep olabiliyor.
Ben her zaman tarihin tekerrür etmediğini ama tarih sahnesinde yer alan oyuncuların seleflerinden çok ders alıp, onların uygulamalarını taklit ettiklerini düşünürüm. Bakın David Urquhart 1853 yılında Yunanlılara bağımsızlık hakkı verilmesine ilişkin İngiliz ve Fransız devlet adamlarına hitaben ne demiş..? ;
“Yunanistan’ın bağımsızlığı için uğraşıyorsunuz ama bu gerçekleştiğinde orada bağımsız bir Yunanistan görmeyi umut etmeyin. Orada görebileceğiniz Osmanlı’ya bağlı bir eyalet yerine Rusya’ya bağlı bir eyalet olacaktır. Bunu bilin ve tercihinizi ona göre yapın...!”[1] Kıssadan hisse, bu sözlerden kendimize çıkaracak çok payımız olduğunu düşünüyorum.
Diasporanın en büyük kütlesinin yaşadığı Türkiye’de toplumumuzu temsil yetkisine sahip olduğunu beyan eden bir Kafkas Dernekleri Federasyonu, KAF-FED var. Adına bakılınca beyanında da olduğu gibi Türkiye’de yaşayan tüm Kafkasyalıları temsil ettiğini ve kucakladığını düşünüyorsunuz. Ama maalesef işin aslı bu değil... Buyrun bu kurumun inernet sayfasını ziyaret edin. Sayfada Adığe – Abhaz menşeli haberlerin dışında İronlarla, Nohçilerle, İnguşlarla, Karaçay – Balkarlarla, Dağıstanlılarla ve diğer Kafkasyalı unsurlarla ilgili kaç konu başlığı göreceksiniz bir bakın. Aynı zamanda Dünya Çerkes Birliği’nin Türkiye delegasyonu sıfatını da taşıyan bu organizasyonumuzun algısındaki Kafkasya’nın sınırları organizasyonun internet sitesindeki sayfasından çok net bir şekilde anlaşılabiliyor. Haydi Türkiye’deki Kafkas diasporasının büyük bölümü Adığe – Abhaz menşeli diyecekler, haydi birleşik ve özgür Kafkasya ideali gerçekçi değil diyecekler. Hatta belki daha da dürüstçe asıl düşüncelerinde kendisini bir Nohçi, bir İron veya bir Avar ile akraba görmediklerini söyleyenler de olabilecektir. Eğer durum buysa bu açıkça ifade edilmeli ve temsil yetkisi tüm Kafkasyalılardan değil sadece Adığe ve Abhaz olanlardan istenmelidir. Dolayısıyla da kurumsal ünvan da bununla uygun hale getirilmelidir. Ama yaşanan son birkaç örnek bana asıl konunun bu olmadığını gösterir gibi. Rusya’ya gönüllü katılımın (!) 450’inci yılı kutlamaları[2], Kasbolet F. Camihov’un Kremlin’e hitaben DÇB başkanı ünvanı ile kaleme aldığı mektup[3], Dünya Rus hemşerileri konferansına temsilci gönderilmesi[4] konularında olduğu gibi birkaç aydır yoğun şekilde Kafkasya gündemini işgal eden Çerkes cumhuriyetlerinin birleşmesine yönelik Çerkes Kongresi inisiyatifine karşı takınılan sessiz tavır da tercih üzerindeki soru işaretlerini daha da belirgin hale getiriyor. KAF-FED’in internet sayfasını hergün takip ediyorum. Belki Çerkes Kongresi inisiyatifi ile ilgili bir haber, bir yorum ile karşılaşırım diye. Ama nafile... Nasıl olur da böyle bir konuyu ıskalar? Bu bir haber ıskalamak mıdır? Böyle düşünecek kadar saf olmayı dilerdim ama olamıyorum maalesef. Çerkes Kongresinin bu beklenmeyen çıkışı Moskova kadar bu organizasyonumuzu da gafil avladı. Kafkasya’da Karaçay ile Çerkes’i kapıştırmaya çalışırken sebep oldukları bu çıkışı tasvip etmediğini ima eden ama şimdilik sessiz görünen Moskova’nın da pek hesaba katmadığı anlaşılıyor. Ne tesadüftür ki diğer konular da olduğu gibi bu konuda da KAF-FED kurumsal duruşu ve Moskova’nın gösterdiği veya göstereceği tepkileri hesaplayarak temsil ettiği toplum için bu kadar önemli olan bir konuda sessiz kalabiliyor.
Şimdi en başa dönelim ve tercihlerin hangi kaygılar temelinde şekillendiği sorusuna beraberce cevap verelim..;
Kafkasya’nın bütünü için bir kaygı duyulmadığı eylem ve söylemlerle alenilenmişken, Adığe-Abhaz milliyetçiliği çerçevesinde şekillenen Abhazya ve Çerkesya politikalarının da gözü ve kulağının Moskova’ya dönük olduğu yaşanan bu örneklerle çok sarih bir şekilde görülebiliyor. Yani gerek Kafkasya’da gerekse diasporada bizi temsil yetkisine sahip olduğunu beyan edenlerin tercihi ortada ;
“Şimdi ve Ebediyen Rusya ile Beraber..!”
N’apalım, o zaman biz de artık Rusça öğrenir, Balalayke çalmaya başlar, Lezginka yerine Kazaska oynar, kuru balık, borş ve votka ile karın doyururuz. En azından erkeklerimiz ulusal kostümümüzde sıkıntı çekmezler. Eh ne de olsa adamlara 200 yıldır çerkeskamızı giydirmiş, onu da dünyaya Kazak ulusal kostümü diye tanıtmalarına karşı birşey yapmamışız.
Da Zvidanya...!
Cem Kumuk / İstanbul 14.12.2008
[1] David Urquhart, Progress of Russia in the West, North and South bu openning the sources of opinion and appropriating the channels of wealth and power, Londra 1853
[2] Sessizliğe karşı yoğun eleştirilerden sonra KAF-FED’in yaptığı duyuru http://www.kafkasfederasyonu.org/duyuru/450_yil.htm
[4] Ankuab Gunda Korkut’un KAF-FED adına konferansa katılımı hk. haber http://www.kafkasfederasyonu.org/haber/federasyon/2008/081108_konferans.htm









