Kafkasya tarihi ile ilgili yazılmış tarih kitaplarının çoğunun girişinde genellikle bu soruya bir cevap aranır. Cevap genellikle Doğu - Batı ekseninde Dağıstan’daki yerli Kafkas halkları ile Turan kökenli etniklerin isimlerini sayarak başlar ve batıya doğru gittikçe Çeçen - İnguş, Karaçay – Balkar, Adıge – Abhaz birliktelikleri ve Osetleri sayarak devam eder. Aslında bunlar Kafkasya halkları arasındaki bir ayrışım noktası değil, yüzyıllar boyu ortak kaderi paylaşmış, aynı kültürün hamuru ile yoğrulmuş, birbirleri ile kan bağı kurmuş, aralarında sadece dil nüansı bulunan insanların gruplandırılmasından başka bir şey değildir. Bunun dışında ırka dayalı bir ayrım yapmaya çalışmak kafatasçılıktan başka bir şey olmaz. Ne gariptir ki günümüzde bu ayrımı yapmaya, nüansları derinleştirmeye çalışanlar siyasi düşünce olarak geçmişleri sosyalist ve enternasyonalist temele dayanan kişilerdir. Tarih sürecindeki olayların gelişimi halkların kardeşliği şarkısını söyleyen bu insanların bugün en faşizan ayrışım gerekçelerini kendilerine kılavuz ettiklerini bize gösteriyor.
Kafkasyalılar arasındaki temel ayrışım noktası yukarıda belirttiğimiz ve bir çok antropolojik çalışmada da belirtildiği gibi Çeçen - İnguş, Karaçay – Balkar, Adıge – Abhaz veya Oset olmaları değil, Rusya yanlısı veya Rusya karşıtı olmalarıdır. Yani kısaca Kafkasyalılar ikiye ayrılırlar ; “Rusya yanlısı olanlar ve Rusya karşıtı olanlar….. “
Kafkasyalıların arasındaki etnik nüansları derinleştirmek esas farklılığın Rusofoli eğilimlerini gizlemek olan Rusya yanlısı Kafkasyalıların kamuflajından başka bir şey değildir. Hatta Rusya’nın güdümlemesiyle bu nüansların derinleştirilmesi o kadar çılgın boyutlara ulaştı ki, hemşerilerimizin katıldığı bazı elektronik yazışma platformlarında Stalin’e rahmet okutacak nitelikte söylemler görmek mümkün. Kafkasyalılık neymiş… Onlar Adığe imiş… Elin (!) Abazasından, Çeçeninden onlara neymiş… Daha da ileri gidip Adığelerin içinde Kabardeylerin erkeklerini öldürüp, kızları için de farklı tarifeler uygulamayı önerecek kadar ileri giden terbiyesizler bile var bu bölücülerin arasında.
Rusya’nın tehdidi altındaki Kafkasya Halklarının birliği ise Rusya karşıtı Kafkasyalıların en temel kaygısıdır. Rusya ile entegrasyonu savunalar Kafkasya’nın birliği olgusunu modası geçmiş bir hayal olduğu algısını yerleştirmeye çalışırken, yüzyıllar boyunca olduğu gibi bu gün de bu idealin peşinde koşan Kafkasyalıları dinozorlukla itham ediyorlar. Rusya ile entegrasyonu savunanlar bu entegrasyonun Kafkas hakları adına olası (!) gelişimci sonuçlarını savunurken Rusya’nın 19’uncu yüzyılda pervasızca gerçekleştirdikleri işgal, sürgün ve soykırımlarını ilkel dağlılara medeniyet getirmek adına yapılmış gelişimci bir eylem gibi göstermeye çalışan Rus devlet adamlarından hiçbir farkları kalmadığını görmüyorlar mı? Yoksa Moskova yönetiminin kendilerine vaat ettiği ihaleler, ayrıcalıklar ve rüşvetler midir bu insanların gözlerini bu kadar karartan? Biz hiç mi ders almayız tarihimizden? Safariye çıkan avcılar bile aynı av bölgesinde aynı av taktiğini bir defadan fazla kullanmazlar. Zira bir hemcinslerinin düştüğü tuzağı gören diğer canlılar bir daha aynı tuzağa düşmezler. Ama ne avcı, ne de av değişmediği halde nedendir bilinmez bizler hep aynı tuzağa düşer dururuz.
Rusya ile ezeli hesabımızın ve geçmiş nesillerimize yapılan soykırımı dünyaya haykırmamızda sembolümüz olan 21 Mayıslarda düzenlenen matem günü etkinlilerine henüz ne geçmişin ne de bugünün hesabını vermemiş olan Rusya devletinin büyükelçisini davet etmek nasıl bir zihniyetin ürünüdür. 450’inci yıl benzeri girişimlerinizin sonu gelmeyecek mi? Bir parmak bal yalamak adına girdiğiniz indeki ayının halkınız gibi bir gün sizi de yiyeceğini görmüyor musunuz? Önünüze sunulan küçük menfaatler adınızın tarihteki diğer hainlerle beraber anılmasına değer mi? Kafkasya’nın geleceğini Kafkasyalıların birliğinde görenleri diğer emperyalistlerin işbirlikçisi gibi göstermeye çalışmanın kime ne faydası var? Veya bu insanları geçmişte yaşanan ve bugün yaşanmaya devam eden tüm felaketlere rağmen kendisinden misli - misli güçlü bir devlete karşı açık silahlı mücadeleye girmeye yeltenen birer ahmak gibi mi görüyorsunuz? Rusya’ya yaltaklanmak yerine diplomatik ve demokratik platformlarda Rusya’yı dünya halkları karşısında köşeye sıkıştırmak ve işlediği insanlık suçları için aşağılayarak haklarımızı meşru zeminlerde aramanın ne gibi bir sakıncası var?
Beyler, hanımlar….. Lütfen uyanın artık şu gaflet uykusundan. Biz ya da gelecek nesillerimiz Kafkasya üzerinde atalarımızdan miras kalan ve analarımızın ak sütü kadar helal olan haklarımızı er ya da geç mutlaka alacağız. Onun için geleceğimizi ve çocuklarımızın geleceğini ipotek altına alacak, davamızı dünya halklarının gözünde değersiz kılacak, yüzyıllar içinde oluşmuş bir kültür ve birlikteliği Rusya’nın işine gelecek şekilde dar alanlarda sınırlandıracak etnik bölünmeleri tetikleyecek yanlışlardan vazgeçin artık. Belki tüm bunların sizler için bir önemi yok ama unutmayın ki sizlerin de gelecek nesilleriniz olacak ve en başta sizi onlar lanetleyecekler. Hatta aklınızı başınıza devşirmezseniz, bu iş gelecek nesillerle falan kalmayacak. Bilin ki bu halkın sabrının da bir sınırı var…..Meşhur özdeyişte söylendiği gibi; Nûs ile uslanmayanı etmeli Tekdir, Tekdir ile uslanmayanın hakkı Kötektir….. Rusya’nın bir köşede ellerini ovuşturarak beklediği böyle bir iç hesaplaşma eminim hiçbir gerçek Kafkasyalının gerçek isteği olamaz ama hiçbir gerçek Kafkasyalı da bu gidişi sonsuza dek seyretmeyecektir.
Bir başka 21 Mayıs arifesinde Kafkasya’nın özgürlüğü, birliği ve vatanlarında yaşayabilmek için canlarını vermiş atalarımızın ruhları şad olsun…
Cem Kumuk
16 Mayıs 2009 / Barcelona









