Son zamanlarda Çeçenya ile ilgili tartışmalarda sıkça sarfedilen bazı ifadeler var.
Çeçenya’daki Kadirov yönetimine ve haliyle Putin’e minnet duyan bazıları her fırsatta “O insanlar şu anda mutlular, savaş artık bitti, artık barış var. Onlar hallerinden böyle memnunken bize karışmak düşmez. Bize ne oluyor ki?” gibi cümleler kuruyorlar.
Yıllardır Kaffedcilerin tekerleme gibi saydığı bu cümleleri şimdilerde Çeçen diasporasının bazı mensupları da dillendirmeye başladı. Hem benzerlerini falan da değil, ne tesadüfse tıpatıp aynı kelimeleri işitir olduk.
Onlar cevaplarını çok defa aldılar. Size de verelim… Bize ne mi oluyor?
Öncelikle, “biz” ve “onlar” ayrımını biz sizin kadar kolay yapamıyoruz. Kafkasya’nın halklarıyla, insanlarıyla olan bağımız onları “öteki” gibi görmemizi engelliyor. Biz kardeşiz, biz onlarız, onlar biz. Aynı şeyleri hissediyoruz, aynı şeylere gülüyoruz, aynı şeylere ağlıyoruz. Nasıl bombalar yağarken üzülüyor ve ağlıyor idiysek, herkes bir şeylerin ucundan nasıl tutmuştu ise yıllar boyu, bugün de aynı oranda ilgileniyoruz. O zaman nasıl endişelendiysek bugün de aynı ölçüde endişeliyiz. Bize bu oluyor.
Çeçenya’da iddia ettiğiniz gibi sorunların düzeldiği falan yok. Acıların sadece biçim değiştirmiş olması onların artık var olmadığı anlamına gelmez. Kadirov’un düzenleyip finanse ettiği ziyaretlerinizde insanların size her şeyi anlatabileceğini mi sanıyorsunuz? Hissetmediniz mi o korku ortamını? Beş yaşında çocuğun bile özen gösterdiği “gerçekler” ve “söylenmesi gerekenler” ayrımını görmeye aklınız mı yetmedi yoksa vicdanınız mı? Bizim hem aklımız, hem vicdanımız oradaki Çeçenleri anlamaya elveriyor. Onların nasıl bir baskı altında olduklarını biz görebiliyoruz. İşte bize bu oluyor.
Aranızdaki kimi ticari dehalar “Belki işim düşer”, “Belki bir ihale kaparım” gibi nedenlerden ötürü gerçekleri konuşmaktan çekiniyor. Bunu biliyorsunuz da halihazırda bütün hayatını Çeçenya’da yaşayan insanların –çok daha temel, hayati kaygılar yüzünden- konuşamadıklarını mı farkedemiyorsunuz? Oradaki insanların size sadece “söylenmesi gereken” kategorisindeki şeyleri söylediklerini, bunun da doğal olduğunu göremediniz mi? Aslında bu durum vicdan sahibi insanların üzerindeki sorumluluğu daha da arttırıyor. Gördüklerimizi anlatmamızı kaçınılmaz kılıyor. Çünkü önümüzde böyle engeller yok.
Rant kaygımız da yok, şehitlerimizin ve kaybettiğimiz ikiyüz elli bin insanımızın kanı üzerinde kurulmuş bu düzenden nemalanmaya niyetimiz de... Bu yüzden biz gerçekleri yüksek sesle dillendirebiliyoruz. Bize olan budur.
Kadirov rejimi orada evleri yakıyor. Mashadov’dan, Zelimhan’dan, Dudayev’den bahsedeni fişliyor. Keyfine göre sokaklardan, evlerden adam toplayıp bilinmeyen yerlere götürüyor. Güpegündüz, şehrin ortasında suikast yapılıyor. Siz hangi huzurdan bahsediyorsunuz? Sürekli çatışma haberleri geliyor hala, vuran da Çeçen ölen de... Sadece geçen yıl şehit olan savaşçı sayısı Kadirov’un dağda bulunduğunu iddia ettiği toplam sayının birkaç katı. Hangi huzurdan bahsediyorsunuz?
Yirmi bin genç işkence görüyor Kadirov’un hapishanelerinde. Sizin gibi anne veya baba olan kırk bin insanın acılarını hiç düşünmez misiniz? Evladı can verenleri de bir düşünün, bir saniye için de olsa kendinizi onların yerine koyun; Putin yasakladı, cenazelerimizi bile vermiyorlar. Bizim için bir mezar taşını bile çok görüyor işgalci düşman. Bu mudur sizin arzuladığınız ülke? Biz bunu arzu edenlerden değiliz. Bu durumu farketmesine rağmen birtakım küçük hesaplar için ses çıkarmayanlardan da değiliz. Oradaki insanlarımızın cenazelerini bile gömemediklerini; toprağa teslim ettikleri evlatları, eşleri, kardeşleri için mezar başında bir dua bile edemediklerini biz görebiliyoruz. İşte budur bize olan!
Halklarımız gözümüzün önünde düşman tarafından hala öldürülmeye, ezilmeye devam ediyorsa; haklarını isteyemez, derdini söyleyemez, kendisini yönetecekleri bile seçemez duruma düşürülmüşse ve tek bir kelime şikâyet ettiğinde kurşun yeme ihtimali varsa ne yapmamızı beklerdiniz? Bunları konuşmayalım mı? Bunları konuşmamız sizi neden rahatsız ediyor? Bu gerçekleri neden saklamaya çalışıyorsunuz? Ayıp değil mi?
Tersini düşünün, bizim dedelerimiz orada kalanlar, onların dedeleri buraya sürülenler olsaydı ve biz torunlar bugün yer değiştirmiş olsaydık ne düşünürdünüz? Başınızda Putin gibi, Kadirov gibi bir bela varken diasporadaki “kardeşleriniz” sizin derdinizi bilmelerine rağmen konuşmasalar, üstelik konuşanları da susturmaya çalışsalar hoşunuza gider miydi?
Gitmezdi.
Kardeşimiz dediğimiz insanların dertleriyle ilgilenmeyeceksek onlara neden kardeşimiz diyoruz?
Biliyor musunuz diaspora bu günler için vardır. Anavatandaki halk ile kurduğu güçlü bağlar ile anavatanın iyiliğini kendi iyiliği, sorununu kendi sorunu sayar. Bunun için örgütlü mücadeleler yürütür. Kardeşlerinin bir derdi, bir belası olduğunda bunu dünyaya anlatır diaspora.
Siz ise kendiniz anlatmadığınız gibi, anlatanları da susturmaya uğraşıyorsunuz.
Sizin kardeşiniz bu acıları çekenler mi yoksa örtbas etmeye uğraşanlar mı?
Bir tarafta Çeçen halkı ve Kafkas halkları var, diğer tarafta düşman Rusya devleti. Hangisini kardeş olarak gördüğünüze siz karar verin.
Bizim için ise konu çok açık, bize olanları insanlara anlatmaya devam edeceğiz…









