Kafkasya Forumu

     

Sahi, Bize Bunu Kim Yapmıştı?

e-Posta Yazdır PDF
Share
Katıldığım ilk 21 Mayıs etkinliği, Kız kulesi önünde Demokratik Çerkes Platformu'nca düzenlenmişti.
 
Organizasyon bir sürgün anma etkinliğiydi ve konuşmacı, "Artık kahramanlar istemiyoruz, artık barış ve huzur istiyoruz" diyordu. Yüz binlerce insanın katledildiği, milyonların sürgün edildiği işgal, soykırım ve sürgün trajedisi ardından konuşmacının sitem edebildiği tek  şey,  kendi direniş tarihini yazan kahramanlarıydı.  Anlaşılması güç travmatik bir ruh halinin topluluğa yayıldığını hayretle izlemiştim. Mumlar yakılıyor, karanfiller denize fırlatılıyor, atalarının trajedisiyle gözyaşları dökülüyordu ama kimsenin değinmek  istemediği bir konu vardı: Bize bunu kim yapmıştı?
 
21 Mayıs, Çarlık Rusya'sında zafer günü olarak kutlanırdı. Yüzlerce yıl süren işgal çabasının nihayete erdiği 1864’ün 21 Mayıs'ında ilk kutlama gerçekleştirildi. Sonraki yıllarda,  sağ olarak ülkesinde kalabilen çok az bir topluluk bir yandan  topraklarının yerleşimcilerce talan edilmesine tahammül ederken bir yandan da her 21 Mayıs'ta kutlama amaçlı ayinlere tanık oluyor ve kilise çanlarının kimin için çaldığını düşünüyordu. Yaşanan öyle bir acı, ölen ve gidenlerin yokluğu öylesine ağırdı ki, ne kalanlar ne işgalciler açısından yaşananlara kayıtsız kalmak mümkün değildi. Yıllar ve artan nüfus artık kalanların entegrasyonu sorununu yarattığında, soykırım gerçeği entegrasyonun önünde ki en önemli engellerden biri olmaya devam etti. Muktedirlerin ideolojik propagandası gereken söylemi biçimlendirdi: Kayıplar inkâr edilemez,  gerçekler unutturulamazdı  ama tabii ki çarpıtılabilirdi. Sovyet resmi tarih anlayışıyla gerçekler  yeniden yazılıyor,  sanat eserleriyle toplumsal algı yeniden biçimlendiriliyordu. Aktörler tayin edilmişti: “Emperyalistlerce aldatılmış ve kandırılmış bir toplum, sınıfsal hırslarıyla toplumunun iyiliğini gözetmeyen Çerkes prensleri, gözünü para hırsı bürümüş gemiciler ve hatta bizzat Tanrı'nın kendisi[i] ama asla Rusya değil!
 
Bu yaklaşım biçimi, SSCB'nin dağılması ardından diasporaya da taşındı. Tabii ki pek çok tartışmayla birlikte… Söylemin sorunlu olduğunun  farkında olan, günün anlam ve önemini doğru bir biçimde ifade etmek isteyenler bir yandan ortak etkinlik gerçekleştirme arzusu içindeyken bir yandan da bu anlayışla mücadele etmek zorunda oldular. Rusya'nın DÇB ve uzantısı KAFFED[ii] aracılığıyla diasporadan bu söylemi koruma beklentisi hakim oldu uzun süre. Ancak etkinliklerde Rusya'nın rolü açıkça belirtiliyor ve söylemler birbirine giriyordu. Aslında her 21 Mayıs öncesinde, o senenin etkinliğinin içeriği  ve konuşmacılar hususunda kurumlar  ve kişiler arasında ciddi tartışmalar yaşanıyordu.
 
Bu iç içe geçmiş ve kafa karıştırıcı söylemler artık yerini daha berrak ve net bir döneme bırakıyor. 2009 yılı 21 Mayıs'ı, şimdiye kadarkilerden ayıran yeni bir etkinlik ve ruhla karşı karşıya. Kafkasya Forumu, ilk defa bu 21 Mayıs'ta  sürgünü değil,  “soykırım”ı ön plana çıkarıyor. Üstelik soykırımın faili olan Rusya’nın konsolosluğu önünde, gözyaşları içinde değil sıkılı yumruklarla.  “21 Mayıs teslimiyetin değil, direniş'in günüdür" sloganıyla İstanbul Taksim’de başlatılarak, Rus konsolosluğu önünde tamamlanacak olan eylemin hedefi soykırımı Türkiye ve dünya kamuoyuna duyurmak ve failinin yüzüne bizi yok edemediklerini haykırabilmek.  Soykırım Proje Grubu tarafından hazırlanan eylemin temel söylemi, Rusya'nın dünden bugüne Kafkasya'da sürdürdüğü insanlık suçlarına işaret etmek üzerine kurulu… Söylem, soykırım'ın hala süre giden tarihsel bir politikanın sonucu olduğuna işaret ediyor ve meydan okuyor:  Teslim olmayacağız, direneceğiz.
 
Dikkate değer diğer bir gelişme de, DÇB ve KAFFED kanadında yaşanıyor. Şimdiye kadar, 21 Mayısları faili meçhul bir trajedinin travmatik yansımaları olarak ele alma çabası içinde olan KAFFED de yeni bir girişime hazırlanıyor. Genel sekreteri Cumhur Bal'ın kalemiyle aktarılan, Cihan Candemir'in 144. Yıl sürgün anma etkinliği konuşmasında  şu cümleler yer alıyor:
 
"Bu durumda, 21 Mayıslar, içinde yaşadığımız  iki büyük ülkenin dostluklarının önemini bize hatırlatıyor. 21 Mayıs’ın tarihi hatalarını taraflar olarak kabullenerek, barış ve dostluk günü haline getirmemiz gerekiyor.  Türkiye’de yasayan Çerkes toplumunun üst örgütü Kafkas Dernekleri Federasyonu olarak bu anlamı önemsiyoruz ve sonuna kadar destekliyoruz."
 
Rusya'nın  450. yıl anma etkinliklerinin diasporaya bir yansıması olarak da kabul edebileceğimiz bu yeni "ruh"  KAFFED'in 21 Mayıslardan beklentisini açıkça ortaya koyuyor.
 
Diaspora, Kafkasya'nın güncel gerçeğiyle örtüşen bir siyasi ikilemle karşı karşıya: Teslimiyet veya direniş…
 
21 Mayıs,  Rus yetkililerinin önünde düzenlenen folklor gösterileriyle barış ve kardeşlik adı altında entegrasyonistlerin sembolü mü olacak; kimlik mücadelesini özgürlük mücadelesiyle birleştirmeyi başarmış direnişçilerin sembolü mü olacak?
 
Bu 21 Mayıs bu sorunun cevabını alacağız. 
 

[i]  İstanbulako ağıtının son bölümünde ağıt yakan Çerkes, en nihayetinde Tanrılar’a lanet okur.
[ii]  Önceleri Kaf-Der adıyla faaliyet gösteren kurumun DÇB ilişkisi oldukça köklüdür.
 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Bağımsızlık Bildirgesi 21 Mayıs
Aslan Mashadov Cahar Dudayev
www.olympicgenocide.org Vladimir Putin
Politkovskaya, Yevloev, Markelov