Hatırlayacaksınız, PKK militanlarının Habur sınır kapısında teslim olmaları davul zurnalı kutlamalarla gerçekleşince, mesele Türkiye kamuoyuna bir zafer kutlaması olarak lanse edilmiş ve ardından çeşitli kesimlerden barış sürecini baltalayacak sert reaksiyonlar verilmişti. Murat Belge, Taraf gazetesindeki köşesinde, genel olarak barışa karşı verilen reaksiyonları çarpıcı bir tespitle “Türk Sorunu” olarak adlandırmıştı. Belge’nin tarifiyle Türk sorunu, insanların savaş denildiğinde sesini çıkarmayıp çocuğunu askere yollarken, barış denildiğinde sokağa fırlayıp itiraz etmesiydi. Hem rejim mağduru hem de rejim destekçisi bir zihniyete işaret ediyordu Belge. Toplum, mağduriyetinin farkına varamayınca ortaya böyle gariplikler çıkabiliyor. Kürt sorunu malumumuz, bir kimlik meselesinden savaş çıkarmayı başarmamızın hikâyesidir. “Türk sorunu”nu Belge koydu önümüze, mağdurun failine dönüşme hikâyesidir. Bir tane de biz ekleyelim, “Kafkas Sorunu”: Mağdurun failinin emrine amade olması ancak söylenmeyi de ihmal etmemesinin hikâyesidir. Yabancısına anlatmak güç olacak ama deneyelim.
Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun son genel kurulunda asılan pankartlardan birinde şu ifade vardı: “Biz bu topraklar için ölürken Türkçe bilmiyorduk şimdi Anadilimizi bilmiyoruz.” Bir diğer ifade de “Demokrasi için Çerkes girişimi”nden: “Molotof atmıyorsak hiç sorunumuz yok zannetmeyin” Sloganlar son derece isabetli ve yaratıcı bir şekilde asimilasyon sorununa işaret ediyorlar. Haliyle insanın sorası geliyor, “Peki şimdiye kadar bu konuda ne yaptınız?” Maalesef, diasporanın bu hususta şimdiye kadar atılmış tek bir doğru adımı söz konusu değil. Kafkas Diasporası, bu topraklarda yüzelli senedir şu veya bu şekilde can veriyor ancak Cumhuriyet tarihi boyunca yaptığı tek icraat failinin emrine amade olmak oldu. Gönlümüz razı değil ama yukarıdaki sloganları da söylenme bölümüne dâhil edebilirsiniz. Peki ama sayısı milyonlarla ifade edilen bir diaspora nasıl olur da, itaat ettiği rejim uğruna sorgulamaksızın ölmeyi-öldürmeyi göze alırken, kendisi adına en ufak bir talepte bulunmaktan çekinecek denli yüreksiz olur?
Sonda söyleyeceğimizi baştan söyleyelim, zira konu karmaşık ve vereceğimiz örnekler ancak bu yeni sayılabilecek tespitin ışığında anlam kazanıyor. 19 yy.da ağır bir soykırım ve sürgünle Osmanlı topraklarına yerleştirilen Kafkas diasporası henüz ”sürgün halk” travmasından kurtulmayı başaramadı. Bunun da en önemli sebebi, tek kimlikli örgütlenmiş totaliter devlet zihniyeti ve baskıcı kamuoyu. Elbette Türk kimliği dışında tüm kimlikler bu zihniyetten çeşitli şekillerde muzdarip oldular ve kamusal alana katılım konusunda sorun yaşadılar. Ancak Kafkas Diasporası özgün bir şekilde katılım sorununu, sürgün halk travmasıyla oluşan müzmin misafirlik duygusunun arkasına sığınarak çözme eğilimine girdi. Daima bir ev sahibi tayin ederek dâhil olduğu alanda kendisine has kamu davranış ve değerlerinin yerine ev sahibinin değerlerini ikame ederek tam bir sinizm bataklığına sürüklendi.
Diasporanın tüm siyasi tercihleri, arzuları, eğilimleri pragmatizm ve ev sahibi korkusuyla muzdariptir. Hoşlansa da hoşlanmasa da diaspora ev sahibinin talep ve beklentilerini her daim karşılamayı boynunun borcu bilir. İşte Türkiye’nin bir sorunu olarak tespit ettiğimiz ve adına “Kafkas sorunu” dediğimiz bu sorun sayısını milyonlarla ifade ettiğimiz bir insan topluluğunun samimiyetsizliğinin adıdır aynı zamanda. Tam da bu yüzden diasporanın ne demokratı tam demokrat, ne faşisti tam faşist, ne İslamcısı tam İslamcı ne de aydını tam aydın olamaz. Tam da bu yüzden iradenin değil emirlerin hüküm sürdüğü militarist alanların vaz geçilmeziler. Tam da bu yüzden hiç beklenmedik yerlerde ve zamanlarda aşmanız mümkün olmayan duvarlarla çıkıverirler karşınıza.
Türkiye özellikle son on yıldır baskıcı kamuoyundan, demokratik kamuoyuna geçişin sancılarını yaşıyor. Eski zihniyetin temel kurumları sarsılıyor ve değişime zorlanıyorlar. Devlet bir dönüşüm süreci içine girdi, bundan ne TSK’nın, ne Yargı’nın ne de bir başka kurumun kaçma şansı yok. Ancak süreç maalesef çok yavaş ilerliyor ve dönüşüm sıklıkla tıkanıyor. Değişimin önündeki engellerden biri de, itiraf etmek gerekiyor ki Kafkas Diasporası. Halen Kürt sorununun çözümü konusunda ayak direyen, şehit ve Türk edebiyatı yürüten kesim içinde Kafkasyalılar çok yoğun. Mahreminde, Türkler de dahil kendisinden başka herkesi hakir gören, fırsatını buldukça aşağılama eğilimi gösteren diaspora kamusal alanda şimdiye kadar ev sahibi bellediği eski zihniyetten devraldığı değerlerle refleks vermeye devam ediyor. Üstelik gemi de azıya almış durumda. Bu daha ne kadar böyle sürecek bilinmez. Kafkas Diasporası dönüşmeden, demokratik kamuoyuna geçiş söz konusu olabilir mi, olursa ne denli olabilir o da belirsiz. Ancak diasporanın da, Türkiye’nin de acilen ihtiyaç duyduğu bu dönüşümü diasporanın kendisinden ve aydınlarından başka hiç bir güç gerçekleştiremez. Zira bu dönüşümün temel koşulu samimiyet. Samimiyetin temel koşulu ise diasporanın çoktan terkettiği kendi kamusal değerlerine yeniden başvurması. O değerler de toplumsal belleğimizin o kadar derinin de yatıyor ki yabancıların görmesi mümkün değil.
Tam olarak aydın dahi olamaz dediğimiz Kafkas aydınları bu değerlere yeniden işlerlik kazandırıp, yarı ölü bir toplumu canlandırabilir mi? Bu noktadan devam edelim “Kafkas Sorunu” nu tartışmaya...
Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir










Yorumlar
Mehmet rümuzlu yroumcu şahsında belirttiği üzere MIT(Üniversite olanı değil) den TSK ya,Film Sektöründen,Piy asalara kadar geniş bir çevrede, Nüfusa göre epeyce faaliz,yani İktidarın Kurumlaşma araçlarında yerimizi sağlama alma işini çok iyi beceriyoruz.Buradan ,Ulusal Bilince doğru evrilmesi gerekecek süreçte Anavatanlarımız daki bilinci de çok ciddi hesaba katmamız gerekiyor bu süreçte oradaki alınmış mesafe ve tecrübeler ile bahsi geçen ''Dönüşüm''ancak sağlıklı ve samimi bir dönüşüm olabilir aksi taktirde Kafkaesk bir Dönüşüm olmaktan kendini kurtaramaz.
Bu zamana kadar çerkesleri kendimizden ayrı görmedik ve onların acılarını kendi acımız bildik. lise yıllarımda çeçen direnişi için yardım kampanyalarına bizzat katıldım, BBP'nin Kadıköy sahilinde kurdugu büroya çeçenistan için gönüllü savaşçı olmak için kaydoldum. Ama bugün görüyoruz ki bu ülkeyle ilgili meselelere müstemleke aydını gibi bakan Murat Belge gibi problemli tiplerin ortaya attığı "Türk sorunu" gibi tabirleri sahiplenenler çıkabiliyor. Türkiye'de Türk'ü sorun olarak görmek tam manasıyla densizliktir.
Bu ülke için savaştınız, ve bunun neticesinde TSK'dan İstihbarata kadar bu ülkenin en mahrem kurumlarında yerinizi aldınız. Ama Türkten bagımsız bir kimlik inşasına girişenler bu ülkede şüpheyle karşılanmaya mahkumdur.
щыгъ,диİаспорэм исымэ я адыгагъи,я муслмыгъи я шыгъупшыъ.адыгэм
и тарихъ урысым езаогэ блэкİыгъ.адыгэм ыİорэр сыд: адыгагъэр тыпкъ, муслимыгъэр тыпс.
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.