Kafkasya Forumu

     

Halkalar, Zincirler ve Bir Ayhabı'dan Öğütler

e-Posta Yazdır PDF
Share

Rahmetli dedem, Atsugba Mehmet Ali, uzun boyu ve dik duruşuyla geçkin yaşına rağmen heybetli bir adamdı. Bizimkilerin deyimiyle eskilerdendi. Benim için o zamanlar pek bir şey ifade etmese de “eskilerden” olması farklı karakterinin bir açıklamasıydı. Anneme okuldaki başarımın kendisini çok sevindirdiğini benim eğitimime kendisinin de katkıda bulunmak istediğini söylemişti. Ona göre okulda öğrendiklerimiz, “büyük adam” olmak için yeterli değildi. Son derece resmi ve ciddi bir atmoseferde gerçekleştirdiği konuşma annemi gururlandırmıştı. O konuşmanın ardından dedemin artık benimle oynamayacağının farkında olsaydım, dönüp fikrimi sorduğunda, “hayır, istemiyorum” derdim.

Vefat ettiği 1990 yılına değin arka arkaya bir kaç yaz, hayatının yalnız geçen kısmına beni de ortak etmişti. Kimi zaman abısta pişirdiği çüven başında, kimi zaman bir fındık ocağının altında kimi zaman köye uzak mesafede “Güney” adını verdiğimiz açma yolunda uzun konuşmalarımız oldu. Kızgındı. Bilmediğim tarihlerden, olaylardan bahsediyor, değişip giden dünyaya kaybolan değerlere üzülüyordu. Köydeki pek çok insanın aksine, gençliğinde ormancılık yaptığı için çok gezmişti. Ancak adını bilebildiğim pek çok şehirle ilgili pek çok hikaye dinledim. Başka bir coğrafyanın çocuğu olduğumuzu, etrafımızdakilerden farklı olduğumuzu örnekler vererek anlatıyordu. Sonraları ne yapmak istediğini anlasam da, belki de benim için erken bir yaştı. Anlattıklarının ve vermek istediklerinin çoğunu alamadım ama hatırımda kalanları da aklımdan hiç çıkarmadım.

Her sene köye geldiğimde karşısına alıp bir bakar, ve zayıf bünyem için üzüldüğünü belli ederdi. Her şeyden önce dik duramıyordum ve yeterince güçlü değildim. Sürekli dik durmamı tembihliyordu. Okul sıraları pek ergenomik sayılmazdı, ister istemez insanın kamburu çıkıyordu. Konuşmalarıma dikkat etmemi söyler, zamanlı ve yerli yerinde olmasını tembihlerdi. İnsanlara saygılı davranır ve bunu örnek almamı isterdi ama sözünü de asla esirgemezdi. Asla boyun eğmememi ve kimseye boyun eğdirmeye çalışmamamı şu şekilde öğütlemişti: “Sana boyun eğdiren, boynuna bir halka takmış demektir. Ne kendi boynuna halka taktır, ne de bir başkasının boynuna takmaya çalış”.

Kafkasya’dan gelen babasını kendisi henüz çocukken kaybetmiş, tanıma şansı olmamıştı. Öğrendiği her şeyi abisinden öğrenmiş, evini kendi elleriyle inşa etmiş, altında oynadığımız o koca ağaçların hepsinin cansuyunu vermiş, kendi yaşam alanını bildiği gibi inşa etmişti. “Göremiyorsun, çünkü suya gitmek istemiyorsun” demişti, almamı istediği su bidonunu bulamadığımda. “Görmek için, önce istemen, sonra bakman gerek.”

“Bir gün genç bir adam olacaksın ayaklarını daima sağlam basmaya alış. Gençken öyle bir yürüyordum ki, arkamdan yer çatladı mı diye bakmak gelirdi içimden.“ Kendisiyle geçirdiğim son yazdan aklımda kalan bir cümlesi bu. Yetişmeye başladığımda, zaman zaman arkama bakmak istediğimi hatırlıyorum. Dedem, Atsugba Mehmet Ali, yeterince faydalanamasam da, köklerimle ilgili sahip olduğum imgelerin çoğunun kaynağıdır. Boyum uzayıp büyüklerin aslında pek o kadar da büyük olmadığını anlamaya başladıktan sonra dahi, dedem hatıralarımda daima heybetini korudu. Çünkü o hayattayken ben hep küçük bir çocuktum. Hiç bir zaman istediği gibi dik duramasam da, boyun eğmeyen ve dik duran bir neslin devamı olduğumu daima hatırımda tutmaya çalışıyorum.

 

*************

 

Bir kaç sene önce, Kafkasya Forumu’nun bir toplantısına, KAFFED’in gençlik komisyonundan genç bir misafir katılmıştı. Kızmış ve hayal kırıklığına uğramış bir şekilde, KAFFED’i eleştiriyordu. KAFFED’in bizim için artık sıradanlaşmış politikasıyla yüz yüze gelmiş ve şaşkındı. Toplantımızda heyecanlanan ve öfkesini dışarı vuran bu dik duruşlu Kabardey genci, bizi de bilgilendirdikten sonra meydan okuyan bir ruh haliyle bununla mücadele edeceğini söyleyerek yanımızdan ayrılmıştı. Gecikmeden, o gün bize anlattıklarını kaleme alarak, 2000 üyeli Marje mail grubuna geçti. Sonrası beklenmedik bir şekilde gelişti. Bize anlattığı her şeyi kaleme alan kardeşimiz, yeni bir maille, adresinin çalındığını iddia ediyor ve bu yazıyı kendisinin yazmadığını söylüyordu. Onca insan içinde anlattıklarından sonra bu insanların yüzüne nasıl bakacağını düşünmeksizin inkarcılığa girişen kardeşimize, belli ki, birisi boyun eğdirmişti. Dik duruşuna yakıştıramadığım için olsa gerek, hayal kırıklığına uğramıştım. Boynuna taktığı halka onu nerelere sürükledi sorusunun cevabını da geçtiğimiz günlerde aldım.

Diasporanın gündemini bugünlerde, KAFFED’in, Rusya devlet başkanı Medvedev’in himayesinde gerçekleşen Rus ve Rus hemşerileri gününe katılması işgal ediyor. Söz konusu genç kardeşimiz de, bu hususta yapılan eleştileri doğru bulmadığını, ve uzlaşmanın bir yolunu bulmamız gerektiğini anlatıyor. Ona göre bu toplantıya katılım da uzlaşma yollarından biri olabilir. Boynunda halkayla gezen kardeşimizin görmek istemediği gerçek, boyun eğme ve biat etme kültürünün uzlaşma şeklinde kendisine yutturulmuş olduğu. Öyle bir uzlaşma ki bahsedilen, Çeçenya’da işlenen insanlık suçlarına, cumhuriyetlerin özerkliklerinin budanmasına, ibadet özgürlüğünün engellenmesine, tarih ve kültürünüzün talan edilerek bölgenin tamamen Ruslaştırılmasına, gönüllü birleşme yalanlarına, genç bedenlerin sokak ortasında ibreti alem olsun diye yakılmasına, infaz timlerine, sokak çetelerine, provokasyonlara ses çıkarmamanız gerekiyor. Gerçekten göremiyor musunuz, bakmıyor musunuz?

KAFFED’in yönetici elitinin, ideolojik ve ekonomik bir örgütlenme olduğu defalarca ifade edilmiş, atılan pek çok adım teşhir edilmiş olmasına rağmen, bu örgüt hala aynı elitin yönetimini aşamamışsa artık elite değil çevresine bakmanın zamanı gelmiş demektir. KAFFED camiasına şöyle bir dönüp baktığımda, gördüğüm manzara kabus gibi. Birbirlerine halkalar ve zincirlerle bağlanmış dar bir grup, etrafında yer alan geniş bir kitleye boyun eğdirerek, boynuna bir halka takmaya çalışıyor. Öyle ki dikkatle dinlediğinizde zincirlerin şakırtılarını duyabiliyor, boyun eğdirme mücadelesinin her bir köşede sürdüğünü gözlemleyebiliyorsunuz. Saygıyla karıştırılan biat, bürokratik hiyerarşi, siyasi fobiler, devlet korkusu gibi vesilelerle her köşede birilerinin boynuna bir halka mıhlanmaya çalışılıyor. Bütün bu zincirleri takip ettiğinizde, yine boyunlarından birer halkayla mıhlanmış önderlerine ulaşıyorsunuz. Bu son halkaların ardındaysa, karşınıza bütün çirkinliğiyle Rusya’nın koloni politikası ve biat çağrısının kaynağı ortaya çıkıyor.

Bu halkalar ve zincirler senfonisini boğan en önemli ikilemse önderlik vasfıyla öne çıkan simaların cılız sesleri. Boyunlarına taktıkları halka öylesine ağır ki, seslerinin tonu zayıflıyor, güvensiz, tedirgin ve korkak ifadelerle toplum için itici hale geliyorlar. KAFFED başkanından tek bir örnek verelim, açıklayıcı olacaktır: Hatırlayacaksınız, KAFFED başkanı Cihan Candemir yıllarca titizlikle takip ettiği DÇB politikasına rağmen, bir işadamları toplantısına katılmak üzere gittiği Soçi’de gözaltına alınıp, günlerce aşağılandıktan sonra Türkiye’ye geri gönderilmişti. Önce temsil ettiği toplumundan bunu gizlemeye çalışan Candemir, mızrak çuvala sığmayınca yaşadıklarını “bir yanlış anlama sonucu bir kaç gün misafir edildim” şeklinde açıklamayı tercih etmişti. Nasıl yürütüldüğünü, hangi koşullarda gerçekleştiğini bilmediğimiz bir süreçten sonra nihayet Candemir, tekrar Rusya’ya girmeyi başarabilmiş. Şimdi sormak gerekir açık açık, diasporayı temsil ettiğini iddia ettiği bir örgüt adına bu aşağılamaya maruz kalmasına rağmen, toplumu adına tepki koymaktan aciz bir karakterin peşinden kim gider? Eğer boynundan bir halka ve zincirle bağlanmamışsa?

Bu hemşerilik meselesiyle ilgili öyle bir ayrıntı var ki, değinmeden geçmek mümkün değil. Rivayete göre, geçen seneki toplantıya da katılmak için başvuruda bulunan KAFFED’in talebi Rusya tarafından kabul edilmemiş. KAFFED yılmamış ve başvurusunu sitemkar bir dille tekrarlayarak kendisini kabul ettirmeyi başarmış. Yani sizin anlayacağınız, balık baştan kokmuş, adamlara teşne olan da bizimkiler. Sizi küçük düşüren biz değiliz, hemşerileriniz farkında değil misiniz? Yıllar sonra, birisi çıkıp diasporanın gönüllü birleşmesi için bu başvuruyu belge olarak önümüze sunacak olursa, şimdiden not düşelim biz: “Hayır gönüllü entegrasyon söz konusu değil, bu çıkarları için örgütlenmiş ve gerçek yüzünü kitlesinden saklamayı başaran bir grup boynu büküğün girişimidir.”

Zaten yenilerek dağıtılmış bir toplumu yeniden kolektif bir yenilgi psikolojisiyle birleştirmeye çalışıyor ve bu irrasyonel girişimin adına da mücadele diyorlar. Üstelik hedefimiz aynı yolumuz farklı diyorlar. Sizin boynunuzu bükmüşlüğünüz bizim utancımız haline gelirken nasıl olur da hedeflerimiz aynı olabilir!

Allah size akıl fikir, bizlere de sabır versin!

 

Bu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Bağımsızlık Bildirgesi 21 Mayıs
Aslan Mashadov Cahar Dudayev
www.olympicgenocide.org Vladimir Putin
Politkovskaya, Yevloev, Markelov