Wuzımı’etışt qutamem wutemıwçu – Seni taşımayacak dala basma (Adığe Atasözü)
Hepimiz tarihte Kırım Savaşı, Bolşevik ihtilali ve Perestroyka gibi dönemlerde istasyonumuza yanaşmasına rağmen bizim binemediğimiz bağımsızlık trenlerini hatırlarız. Bu tren umulmadık zamanlarda istasyona yanaşıverir. Trene binmek için önceden hazırlıklarını tamamlamış uluslar trenin kontrolünü elinde tutan egemen güçler tarafından bu trene kabul edilirler. Trene binmenin gereklerini önceden yerine getirmemiş olan uluslar ise her defasında bu trene arkadan el sallamak zorunda kalırlar.
Biz her ne hikmetse geçmişte her seferinde bizim istasyona geleceğini sağır sultan bile duyduğu bu trene binmek için bir türlü gerekeni yapıp, kendimizi bu terene kabul edilmeye hazır hale getiremedik. Tabi burada “BİZ” kavramını biraz netleştirmek gerekiyor...
Geçenlerde Maykop’da ikamet etmekte olan Necdet Hatam adlı hemşehrimizden bir e-posta mesajı aldım. Kendisi Kafkasya Tarih ve Politika Arşivi ile ilgili çalışmalarım için bana bir tebrik mesajı yazma nezaketini göstermiş. Sağolsun...
Ancak mesajında bir başka noktaya da vurgu yapmayı ihmal etmemiş... Demiş ki; “Bizlerin yaklaşımları ile çelişen politik yazılarınız beni keşke bizlere daha yakın düşünse idi ötesinde çok rahatsız etmiyor. Daha doğrusu bu çelişki halkı için çarpan bir yüreği, yorulmak bilmez bir çalışmayı görmeme engel olmuyor...”
Ben de kendisine cevabi mesajımda iltifatları için teşekkürlerimi iletmekle beraber mesajında belirtmiş olduğu “BİZLER”in “KİM”, “POLİTİK YAKLAŞIMLAR”ın “NE” olduğunu sordum. Bunu tamamen net bir şekidle açıklamadığı çelişkiyi anlayabilmek adına sordum. Çünkü yazılarımda kendisinin bende gördüğünü söylediği; “halkı için çarpan bir yüreği olan kimse” ile çelişebilecek birşey olduğunu sanmıyorum. Zira geçmişte de, bugün de halkımın özgür geleceğine yönelik kaygılarımı vurgulamaktan başka birşey yapmadım. Öyleyse çelişki bunun neresinde..? Ancak aradan uzun zaman geçmesine rağmen kendisinden henüz bir cevap alamadım.
Bu cevap gelmediği için “ONLAR”ın “KİM” oldukları hakkında bir görüş belirtmeyeceğim ama ben size biraz “BİZ”i tarif edeyim...
BİZ; Yüzyıllarca Kafkasya’da ve son 150 seneye yakın zamandır da sürgünde yaşadığımız ülkelerde bir arada yaşamış, ortak yaşam değerlerini kabul etmiş, Kafkasyalılık kimliğini bir bütün olarak içimize sindirmiş, kendimizi yabancı toplumlara bu ortak kimliğimizle kabul ettirmiş ve Kafkasya’nın gelecekteki bağımsızlığının hayalini kuran insanlarız. BİZ; Karadeniz’den Hazar’a kadar olan coğrafyada yaşayan tüm insanları tek ve büyük bir ailenin ferdleri sayan ve bu büyük ailenin bir ferdi olmanın bizi daha da güçlü kıldığına inanan, aile parçalandığı taktirde büyük düşmanlarımıza karşı zayıflamış ve yutulması kolay lokmalara dönüşen halklar olacağımızı idrak etmiş insanlarız.
Şimdi biz yine esas konumuz olan Bağımsızlık Treni’ne dönelim... 1856 Kırım Savaşı’ndan ibret alalım. Savaşta Rusya’yı dizlerinin üstüne çökerten Batı, Paris Barış Görüşmeleri’nde neden bizi ezeli düşmanları Rusların eline terk etti..? 1917 Bolşevik ihtilali sürecinde kurulan Birleşik Kafkasya Dağlı Halklar Birliği Cumhuriyeti neden Gürcülerin Batı’dan aldığı desteğe benzer bir destek alamadı..? 1991’de herkese verilen bağımsızlık payesi neden bize de verilmedi..? Uluslararsı hukuka göre hakkı olan bağımsızlığı, savaş meydanında söke söke almak zorunda bırakılan Çeçen – İçkerya Cumhuiyeti’nin bağımsızlığı neden entrikalarla gasp edilip, bugün de yaşanmaya devam eden trajediye göz yumuldu..?
Bu soruların herbirinin cevabı için elbette ansiklopedik boyutlarda onlarca eser yazılır. Ancak, lafı fazla uzatmaya gerek yok, konu özünde çok basittir...
1856’da İmam Şamil, Giranduk Berzeg, Muhammed Emin ve Zanıko Sefer gibi şahsiyetler ve onların etrafındakiler kendi iç kavga ve menfaat çatışmalarını bir kenara bırakabilip, Rusya’ya son darbeyi vurmaya hazırlanan Batı’nın bizden beklentisini zamanında anlayabilselerdi Paris barış Görüşmeleri’nde Fransız Sefiri “Biz müslümanlardan daha müslüman olmazdık” demeyecekti...
1917’de yine benzer elitler Rusya’nın iç meselelerini sanki kendi meselesiymiş gibi görüp, Bolşevik, Çarcı, Dinci, Liberal gibi gruplara ayrılıp, kendi kaderlerini Rusya’nın kaderine endekslemeselerdi, o günlerde aldığı Batı desteğinin meyvelerini bugün tolayan Gürcüstan gibi olabilirdik.
Bugün yaşadığımız süreç ile büyük farklılık göstermediği için 1991’de gelinen süreç üzerinde çok fazla durmayacağım. Perestroyka bugün yaşanmakta olan Küresel Finans Krizi senaryosunun bir başka versiyonuydu ve bizim elitlerimiz bu süreci anlayabilme yetisinden çok uzaktaydılar. Bağımsızlık Trenine binmek için gereken yapılmadığı sürece kaçan bu fırsatlar ve yaşanan trajedilerin sorumluluğu bütün Kafkasyalıların omuzlarında bir yük olarak durmaya devam edecek.
Evet bugün yaşamakta olduğumuz Küresel Finans Krizi Perstroyka döneminde istasyonumuza yanaşan bağımsızlık treninin bir başka verisyonu olacak. Hem de bu trenin isatasyona bir kez daha yanaşması için çok zaman geçmesi gerekmeyecek. Amerika merkezli yaşanan bu finans krizi derinlemesine incelendiğinde içinde komplo teorisi olamayacak kadar net Rus motifleri görüyor insan. Lehman Brothers adlı finans kurumu batıp, bu krizi tetiklediğinde kimse Lehman Brothers’ın ne olduğunu doğru dürüst bilmiyordu. Çoğu kişi hala bilmiyor. Lehman Brothers’da kimlerin paraları battı..? Krizden etkilenip zora düşen City Bank gibi bankalar kurtarılırken neden Lehman Brothers kurtarılmadı..? Lehman Brothers gibi finans kurumlarında batan paralar kimlerin cebine girdi..? Neden Petrol fiyatları önce misli misli arttı..? Neden şimdi tepe taklak tabana vurdu..? Neden OPEC’in astronomik üretim kısıtlamaları bile düşen petrol fiyatlarının belini doğrultamıyor..?
Bu soruların cevabını derinlemesine araştırdığınızda karşınıza çıkan sonuç ilginç...
Lehman Brothers’da batan paranın 150 Milyar Doları yeni yetme Rus zenginleri ve rejim oligarklarına ait. Bu parayı batırmak için çıkarılan kriz doğal olarak tüm finans piyasalarını etkiledi ama içinde batırılacak derecede kayda değer Rus kaynağı olmayan kurumlar devlet desteği ile kurtarıldılar. Batan paralar Rusların cebinden Batı’nın cebine geçti. Petrol fiyatlarının inanılmaz bir süratle yükselmesine göz yumulması Rusya’yı refah ve konfor ile tanıştırmak, Rusya’da geri dönüşü olmayan bir tüketim toplumu yaratmak amacıyla zenginleşmeyi sağlamak içindi. Rusya’da yaşayan insanlar 6 ay maaş almadan çalışmaya alışmış, fakirklikten başka birşey bilmeyen insanlardı. Ama artık değiller ve kimse onlardan eskiye dönmeyi kabul etmelerini isteyemez. Çünkü onlar da refahın tadını aldılar artık... Evet Rus zenginlerinin paraları ceplerinden ruhları dahi duymadan çekilip, alındı. Petrol fiyatları 150 Dolarlardan 40 Dolara kadar aşağı çekilerek başka hiçbir itici gücü olmayan Rus ekonomisi çöküşe mahkum edildi. Bütün bunlar size neyi çağrıştırıyor..?
Evet, Batı palazlandıkça pervasızlaşan, pervasızlaştıkça tehlikeli bir düşmana dönüşen Rusya’yı artık istemiyor. Yaşanan bu sürecin devamında Rusya’yı önce bir ekonomik bunalım bekliyor. Ardından altındaki ateş kısılan etnik kazan kaynatılmaya başlanacak ve bugün Rusya Federasyonu olarak gördüğümüz coğrafyada onlarca yeni egemen devlet göreceğiz. Batı aynen bir karganın bir cevizi ağzına alıp, yükseklere çıkarttıktan sonra aşağı bırakıp, kırılan cevizin içini iştahla yemesi gibi Rusya’yı dağıtıp, menfaatleri için bir tehdit olmaktan çıkartacak. Bu kriz senaryosu tamama erene kadar, kimi zaman tırmandırılarak, kimi zaman durgun bir seyre geçilerek ama kesinlikle vazgeçilmeden oynanmaya devam edilecek.
Hal bu iken, ben geleceklerini Rusya ile beraber yürümeye endekslemiş ve halkımıza da aynı şeyi telkin eden hemşehrilerimizi uyarmak isterim. Ne 1856, ne 1917, ne de 1991’ler tekrar etmesin. Sinyalleri doğru okuyalım ve bağımsızlık treni istasyonumuza birkez daha yaklaşırken biz tekrar bir tarihi hata yapıp, trenin ardından el sallamak zorunda kalmayalım. Eğer bu tren de kaçarsa, kısa bir gelecekte bağımsızlık güzergahında giden bir başka tren olmayabilir.
Tabi tüm bu yazdıklarım “BİZİM” gibi Bağımsız Kafkasya ideali ile yaşayanların kaygısıdır. Böyle bir kaygısı olmayan “ONLAR” için bir anlam ifade etmeyecektir.
Cem Kumuk, 28/12/2008 Istanbul









