"(…) Biz Çerkesler olarak bu güne kadar 21 Mayıs’ı kendi içimizde yas tutarak, ağıtlar yakarak andık, sefalete, hastalığa ve ölüme terk edenlere lanetler okuduk. Ancak bugün farklı bir dünyadayız. 21 Mayıs'lara farklı içerikler kazandırarak, geleceğe yönelik fırsatlar oluşturmak görevimiz olmalı diye düşünüyorum. Yaşanan trajedilerden ders alarak, Türkiye'de, Kafkasya'da ve Dünyada, barış ve dostluğa dayalı yeni bir düzen oluşturmanın yollarını birlikte bulmalıyız diye düşünüyorum. Barış ve huzurun kıymetini en iyi bilmesi gereken bizleriz ve bu konuda bize önemli görevler düşmektedir."
(…) İşte şimdi biz 21 Mayıs'ı yaşadığımız topraklardaki barış ve kardeşliğimizin başlangıç günü anlamına geldiği bilinciyle paylaşmalıyız.
(…) Bu konuda "Ne istediğini bilen" bir avuç idealist tüm zorluklara karşın mücadele etmektedir. Ne yazıktır ki yapılan çalışmalar önündeki en büyük engel yine de kendi toplumumuzdur. "Ne istemediğini bilen" insanlarımız ise Kaffed'i, DÇB'yi sevmemekte ve istememektedir. Bu konuda kafaları son derece nettir ve "tarihi Rus düşmanlıkları" nedeniyle Kaffed'in tüm çalışmaları "Rusya yanlısıdır".
"Kaffed'e ve çalışmalarına karşı olmak "Çerkesliklerini yaşatmaktır" onlar adına. Son seyahatimizde ziyaret ettiğimiz Abhazya Devlet Başkanı Sayın Bagapş'ın şu sözleri durumumuzu çok güzel yansıtıyordu:
‘Geçenlerde Türkiye'den bir grup genç ziyarete geldiler. Rusya hakkındaki söylediklerini duyunca ve düşmanlıklarını görünce geleceğimiz açısından dehşete düştüm.’
Evet, ‘birbirimizi sevmek duygusu yerine, başkalarına olan sevgi ve düşmanlık duygularının egemen olması, dayanışma yerine düşmanlık ve rekabetin öne çıkması’ toplumumuzun geleceği açısından korkutucudur. Ama bence bu düşmanlık marjinaldir ve doğal karşılanmalıdır."
Kaffed Başkanı Cihan Candemir, Nart
Edward Said'in aşağıda alıntılanan iki cümlesini daha önce okumayan birisi için yukarıda geliştirilen ve özünde afyon barındıran politik söylem pekala makul sayılabilir. Hatta hızınızı alamayıp, "barış duasına" çıkanlarımız dahi olabilir. Onun için Said'i dinliyoruz;
“(…) Ancak, sömürgeci uygulamalar ve bu uygulamalara destek olan emperyalist ideoloji konusunda Üçüncü Dünya ülkelerinde yapılan tartışmalar da son derece canlı ve çeşitli. Kendilerini neredeyse köle durumuna getirmiş olan deneyimin acılık ve aşağılamalarının, her şeye karşın, zaman içinde emperyalizmi çok daha az antipatik kılan yararlar da (liberal fikirler, ulusal bilinç ve teknoloji malları) getirdiğine inanan çok sayıda kişi var.<[1]
(…) Bugün Cezayirli aydının ülkesinin sömürge geçmişiyle ilgili anıları Fransa'nın köylere yönelik askeri saldırılarında, kurtuluş savaşı sırasında tutsaklara yapılan işkencelerde ve 1962'de kazanılmış bağımsızlığın övüncünde yoğunlaşırken, Cezayir olaylarına karışmış ya da ailesi Cezayir'de yaşamış Fransız aydınında, Cezayir'i "yitirmiş" olmanın verdiği üzüntü, Fransızların - okulları, güzel planlanmış kentleri, zevkli yaşamıyla- sömürgeleştirici misyona karşı daha olumlu bir tavır, hatta gül gibi geçinen "biz" ile "onlar" arasındaki ilişkiyi "bozguncu"larla komünistlerin bozmuş olduğu duygusu görülür."[2]
Emperyalist düzenin sanat yapıtlarında ve özellikle literatür alanında nasıl rasyonalize edildiğinin kritiğinin yapıldığı çalışmasında Said, "beyaz" efendileri tarafından oluşturulan bilgi edinme metot ve söylemleriyle "yerlilerin", barışçıl yollarla nasıl sömürüldüklerini açıklar. Çocukluğundan itibaren televizyonda kendisini her gün köle olarak gören bir zencinin, ileride yapabileceği tek şey yine köleliktir. Ona düşen "barış" içerisinde efendisinin talimatlarını yerine getirmektir. İstanbul ve Kefken'de düzenlenen, ağıtların yakılıp gözyaşlarının akıtıldığı, bunun yanında enteresan bir şekilde, fail Rusya'ya hiç bir zaman için hesap sormayan 21 Mayıs etkinliklerinde dillendirilen "barış" söylemi, bu toplum üzerine uygulanan "toplum mühendisliği"nin de en net göstergesidir. Öyle ki, zamanla size diasporanın varlık sebebi Rusya'yı unutturmayı dahi başarabiliyor.
Diğer taraftan "barış" öncelikle iki "özne" tarafından ortak mutabakatla varılan bir sonuçtur diye biliyoruz. Efendinin kölesi üzerindeki yetkisini kullanarak vermiş olduğu herhangi bir kararı "barış" kapsamında değerlendirmek az önce sözü edilen sömürünün normalleştirilmesi kapsamında düşünmek daha doğru.
Buna karşın, Rus Devleti'nin kadrolu memurlarından oluşmuş DÇB gibi bir sözde sivil toplum örgütünün alt kuruluşu olan Kaffed yönetiminden farklı bir söylem geliştirmelerini beklemek de "saflık" olurdu sanırım.
Neyse, bu 21 Mayıs'ta yaşlı gözlerin ardına saklanarak sömürü düzenini sözde "barış" sloganıyla normalleştirmeye ve soykırımı unutturmaya çalışan kadrolara karşı Taksim'de buluşup, Rus Konsolosluğuna yürüyoruz. Kimin marjinal olduğu da o gün belli olacak.
Bu arada, Sn. Bagapş kime karşı, nasıl konuşacağını da iyi biliyor olmalı. Keza, Candemir'in yazısında bahsettiği Rusya'ya karşı düşmanlıklarını gizlemeyen ve gelecekleri konusunda endişelenmesine sebep olacak gençlerin, Bagapş'la on beş dakikalık görüşme talepleri, yardımcılarının uyarılarına rağmen, kendi inisiyatifiyle görüşme sırasında iki saate çıkartılmıştı. Bunu da yeri gelmişken belirtelim.
Mevdudi Bayçora.
02.05.2009









