Kafkasya Forumu

     

Rusya’nın Sivil Toplum Silahı

e-Posta Yazdır PDF
Share

Değişen dengelerin yeniden şekillendirdiği uluslar arası konjonktürde devlet dışında diğer aktörlerin de uluslar arası siyaset sahnesindeki önemi giderek artmaktadır. En azından resmin görünen yüzünde, sivil toplum örgütlerinin de değişen rolleriyle birlikte etkinliği tartışılmaz bir gerçek. Günümüz uluslar arası sisteminde sivil toplum örgütleri devlet eliyle toplumlar üzerinde etkinlik kurmanın bir aracı haline geldi. Rusya da bu değişen konjonktürde karşılaştığı geleneksel olmayan tehditlerle karşı sivil toplum silahını da kullanmaya karar vermiştir.

2000’li yıllarda “renkli devrimler” ifadesiyle etkisini kendini gösteren sivil toplum örgütlerinin rolü eski Sovyet coğrafyasında Rusya’nın karşılaştığı sorunlar ve ikilemler ve bunlarla baş etme şekillerini ortaya koymak adına çok önemli hale geldi.
 
2000 li yıllarda Sırbistan’da başlayan akabinde 2003 Gürcistan’da Gül Devrimi, 2004 Ukrayna’da Turuncu Devrim ve 2005 Kırgızistan’da Lale Devrimiyle devam renkli devrimler eski Sovyet coğrafyasında Rusya’yı ciddi bir sorunsalla karşı karşıya bırakmıştır.
 
Anılan devrimler söz konusu ülkelerde Rusya yanlısı hükümetleri devirirken uluslararası kamuoyunda, Amerika ve Batı’dan sağlanan ciddi maddi yardımların etkinliği sorgulanmıştır. Rusya tarafından tamamen Batı desteğiyle ve müdahalesiyle gerçekleştirilen devrimler olarak görülen “renkli devrimler” aslında çeşitli iç ve dış faktörlerin bir araya gelmesi neticesinde gerçekleşmiştir. Mevcut liderlerin toplumsal destekten yoksun olması, anılan ülkelerde halkın sosyo-ekonomik sorunlarla karşı karşıya kalması, zayıf devlet yapılarına sahip olmaları, yarı otoriter bir yönetimin mevcut olması, güvenlik güçlerinin hükümetlerin yanında olmaması ve açık Batı müdahalesi ve finansal yardımları ile toplumsal destek kazanan sivil toplum örgütleri şeklinde etkenler özetlenebilir.
 
Rusya karşılaştığı bu yeni tehditle baş etme yollarını ararken aslında yakın çevresindeki politikalarında ciddi bir eksikliğinin de farkına varmıştır. Bu eksiklik Rusya’nın Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra herhangi bir ideolojik güçten yoksun olduğu gerçeğidir. Daha açık bir söylemle, Rusya 21.yüzyıl uluslararası sisteminde “19.yüzyıl devleti” olarak nitelendirilmiştir.
 
Etki alanındaki coğrafyada Amerika Birleşik Devletleri’nin “George Soros”, “Open Democracy” gibi örgütlenmelerin finansal destekleri ile Rusya karşıtı ve Batı yanlısı hükümetleri iş başına getirmesi Rusya’ya karşı askeri olmayan ideolojik boyutta bir meydan okuma olmuştur. Bu durum, Rusya’da olası renkli devrimlerin Bağımsız Devletler Topluluğu’na da yayılabileceği korkusunu getirmiştir.
 
Rusya özellikle yaşanan bu gelişmeler ışığında kendisine yeni bir “soft power” (ideolojik güç) dayanağı bulmuştur. Bu yeni dayanak “sovereign democracy” denilen egemen demokrasi anlayışıdır. Bu çerçevede Batı’ya iki farklı tür mesaj verilmek istenmektedir. Bunlardan birincisi sovereignty-egemenlik kavramı üzerinden olmuştur. Bu kavram ile Batı dünyasının müdahale edemediği bir egemenliğin gerekliliğinden bahsedilmektedir. Burada temel referans Ukrayna ve Gürcistan’da kendini gösteren Batı müdahalesidir. İkinci temel nokta Batı demokrasisi kavramı yerine Rusya’nın kendi değerleri, normları olduğu ve Rusya demokrasinin Batının standartlarını karşılaması gerekmediğidir. Diğer bir değişle kendine özgür bir demokrasi anlayışı olduğudur.
 
Rusya’nın kendine yaratmaya çalıştığı bu yeni ideolojik dayanak bağımsız devletler topluluğunu oluşturulan ülkelerde Rusya tarafından desteklenen hükümet dışı örgütlenmelerin sayısını arttırma yolunda ciddi çalışmalar içindedir. Bu çerçevede, özellikle Güney Kafkasya’da son zamanlarla etkili olan “ Caucasus Institute for Democracy” gibi örgütlenmelerin Güney Osetya ve Abhazya’da da aktif olan şubeleriyle etkinliklerini arttırdığı iddia edilmektedir. Ayrıca Güney Osetya ve Abhazya’da etkili olan FM radyo istasyonlarının bu çerçevede değerlendirilmesi gerektiği iddia edilmektedir. Benzer şekilde, Moldova’da Free-Europe Moldova vakfının kurulması ve Rusya ile bağlantıları Rusya’nın bu yöndeki çalışmalarının yansımalarıdır. Bununla birlikte en önemlisi belki de renkli devrimlerin genellikle şaibeli gerçekleşen seçimler ardından gerçekleşmesi ile bağlantıları olarak Rusya’nın Bağımsız Devletler Topluluğu ülkeleriyle oluşturacağı seçim gözlem örgütüdür. Elbette ki Rusya’nın bu ideolojik boşluğu doldurma çabası kendi yakın çevresindeki etkinliği kaybetmeme ve yakın çevresindeki otoriter uygulamalarını uluslar arası bir dışlanma ve eleştiriye uğramadan devam ettirme çabasından başka bir şey değildir.
 
Bunların da ötesinde Rusya yakın çevresi dışında kendi topraklarında da benzer bir renkli devrimin oluşması ihtimaline karşı da ciddi çalışmalar içerisindedir. Nashi (Bizim) isimli hükümet yanlısı gençlik örgütlenmesi Rusya’da 2005 yılında kurulmuş ve giderek etkinliğini devam ettirmektedir. 10.000 düzenli olmak üzere toplam üye sayısı 200.000 ulaşmıştır. Özbekistan ve Kazakistan’da da uzantıları bulunan bu hareket “sovereign democracy” denilen ideolojik fikri ile temellendirilmiştir.
 
Bütün bu gelişmeler ışığında, Rusya’nın yeni stratejisi bir status quo koruma gücünden çıkıp dönüşümsel bir güç olma çabasıdır. Bundan hareketle, eski Sovyet coğrafyasında, iletişim ağlarından, medyatik güçten oluşan yeni fikirsel bir altyapı oluşturmaktır. Diğer bir değişle, Rusya’nın yeni stratejisinde sivil toplum örgütlenmeleri önemli olmuştur. Bu yeni stratejide hâkim olan anlayış 21.yüzyılda devrimlerinin sivil toplum örgütlenmeleri ile gerçekleştirileceği fikridir. Bu çerçevede dile getirilen gerçek, küreselleşme ve bilgi çağında devrimlerin sivil toplum örgütleriyle gerçekleştirilen devrimler olduğu; bu gerçekliğe karşı çıkmanın anlamsız olduğu ve 21.yüzyıl uluslar arası sisteminde yer almak isteyen her gücün kendi sivil toplum iletişi ağlarını oluşturması gerektiği ve bunu ideolojiyle, para ve insan gücüyle desteklemesi gerektiğidir.
 
Rusya’da bugün hâkim olan görüş, takip edecek olan devrimlerin Yushenko’ya ve Saakashvili’ye karşı gerçekleşecek olan Rusya destekli devrimler olacağıdır. Her ne kadar ilk bakışta hayalî görünse de, özellikle bu yılın ağustos ayından Rusya’nın Güney Osetya’da Osetler ve Gürcistan arasında devam eden savaştaki müdahalesi ve savaşından ardından dillendirdiği Gürcistan lideri Saakashvili’nin gitmesi yönündeki söylemler bu konjonktürde daha da önemli olmaktadır.
 
Bundan sonra olacakları hep beraber izleyeceğiz. Ne var ki, Rusya’nın bütün bu adımlarının çok iyi değerlendirilmesi gerektiği görüşündeyim. Putin St Peterbursg’ da G-8
Zirvesinde şunu söylemiştir:
 
“100 yıl önce gazetelere bakarsanız, o zaman, kolonyalist devletlerin Afrika ve Asya’da politikalarını meşrulaştırdıklarını söylersiniz. Kendi medenileştirme rollerinden ve beyaz adamın misyonundan bahsederler. Medenileştirme kelimesini demokratikleşme olarak değiştirirseniz, aynı mantığı bulursunuz, bugün gazetelerde medyada aynı şeyleri okuyabilirsiniz.”
 
Putin’ in bu söylemi çerçevesinde ilginç olan başka bir nokta vardır:
Rusya, her ne kadar Batı Dünyasının “Diğer” olarak tanımladığı Dünya’ya bakışını besleyen Oryantilizmden şikâyetçi olsa da, kendi etki alanındaki coğrafyada politikalarında, uygulamalarında tarihsel bir geçmişi olan Rus oryantalizmden beslenmektedir.
 
Çok açık görülmektedir ki, kendi değerleri, fikrileri, kuralları çerçevesinde “Diğer”i tanımlamaya çalışmak, yargılamak ve hüküm vermek günümüz uluslar arası siyasetinin de temel uygulanma biçimini yansıtıyor. Rusya’nın tarih boyunca yaptığı gibi bugün de yapmaya çalıştığı şey etki kendi yarattığı “diğer” üzerinde bir medenileştirici güç olarak kendini görmekten başka bir şey değildir.  “Renkli devrimler” ile birlikte kendi etki alanında görmek istediği ülkelerde Batı’nın kendisine karşı kullandığı sivil toplum örgütü silahını kullanmayı tercih eden Rusya yeni fikirsel altyapılarla tarihsel bir geçmişi olan Rus oryantalizmine “sovereign democracy” gibi yeni uluslararası konjonktüre uygun kılıflar bulmuştur.
 
Dikkat edilmesi gereken nokta bütün bu dönüşümün ve yeni uygulamaların Kafkasya’ya yönelik de yaptırımları olacağıdır. Bu noktada, geçmişte Rus oryantalizmden beslenen politikalarla günümüz mevcut uluslar arası konjonktürüne uyumlu politikalar arasında bir süreklilik olduğu gerçeği gözden kaçmamalıdır.
 
Gelecek yazımda, Rusya’nın Kafkasya’ya yönelik kolonyal yönelimleri ve politikaları için ideolojik bir temel oluşturmak açısından büyük önem taşıyan Rus oryantalizmden biraz tarihsel bir perspektifle bahsettikten sonra, günümüz uygulamalarına işaret edeceğim.
 
Referanslar:
1. Nicu Popescu, Russia’s Soft Power Ambitions, October, 2006, http://shop.ceps.eu/downfree.php?item_id=1388
2. Ivan Krastev, Russia's post-orange empire, October, 2005, http://www.opendemocracy.net/democracy-europe_constitution/postorange_2947.jsp
3. Ivan Krastev, 'Sovereign democracy', Russian-style, Novenber, 2006, http://www.opendemocracy.net/globalization-institutions_government/sovereign_democracy_4104.jsp
4. Armine Ishkanian, Nashi: Russia’s youth counter-movement, http://www.opendemocracy.net/article/democracy_power/politics_protest/russia_nashi

 

 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti Bağımsızlık Bildirgesi 21 Mayıs
Aslan Mashadov Cahar Dudayev
www.olympicgenocide.org Vladimir Putin
Politkovskaya, Yevloev, Markelov