Uzunca bir süredir demokratikleşme tartışmalarıyla geçiyor günlerimiz… Aylardır Türkiye kamuoyunda tartışılan konu, nihayet Kafkasyalıların gündemine de girmiş durumda… Bu konu üzerinde tartışırken ya da söylem oluştururken atladığımız birkaç konuyu gündeme getirmeyi amaçlıyoruz bu yazıda…
Aslında Kafkasyalı örgütlerin ortaya koydukları tavra bir sorgulama ile yaklaşmak kritik eşiği de atlamamıza sebep olacaktır: Demokratikleşmek mi yoksa Oportünizm mi ?
Gerçekten ülkenin demokratikleşmesini istiyor ve bu sürece katkı sunacağımızı iddia ediyorsak bunun yolu “Bizde Varız” demek değildir… Bizde varız diyerek ortaya çıkıldığında bunun adı ne yazık ki en hafif ifadesiyle Oportünizm / fırsatçılık olur…
Bu sürecin başlamasındaki ana etken, Kürt halkının; yapılan baskı, zülüm ve yok saymalara karşı verdiği kimlik mücadelesidir… Bu mücadeledeki yöntemleri tartışmak bu yazının konusu değildir ancak somut olarak göz önünde duran realiteyi kabul etmek, doğru tespitlere ulaşmayı ve çözüm üretmeyi kolaylaştıran en başat yöntemdir… Bu gün ülkede yapılanda eksiğiyle fazlasıyla budur…
Yöntemi ne olursa olsun demokratikleşme süreci için gerek hükümeti gerek devleti zorlayan; her zaman yok sayılan “Kürt realitesidir.” Devletin asli görevlerini hatırlaması da sevindirici bir gelişme olarak sürecin başlamasını sağlamıştır… Sorunun PKK/Terör değil “Kürt sorunu” olarak adlandırılması bile demokratikleşme adına sevindiricidir…
Süreç, Kürtlerin sayesinde başlamış olsa da, resmi ideolojiden canı yanmış her grup bu projeye katkı sunmak ve desteklemekte mükelleftir… Ancak bunu yaparken bizde varız demek yerine; demokratikleşmenin önündeki en büyük engel olan “vesayet rejimine ve resmi ideolojiye karşı dik durmak, demokratikleşme konusunda verilen mücadeleye omuz vermek projeye katkı sunmayı ve çıktı sağlamayı amaçlayan her grubun öncelikli hedefi olmalıdır…
Çerkesler olarak…
Dertlerimizi, sıkıntılarımızı, ihtiyaçlarımızı dile getirirken kısaca haklarımızı talep ederken zihinlerimizi de demokratikleştirmeliyiz… İttihat Terakki’nin on yıllardır hücrelerimize kadar nüfuz etmiş olan zehirli mikrobunu bünyemizden atmanın tam sırasıdır… Cumhuriyet ile birlikte ete kemiğe bürünen ve ilkokullarda zihinlerimize enjekte edilen bu milliyetçilik mikrobu (Berrak zihinlere her sabah okutulan Andımızı hatırlayalım) Çerkesleri Türk’ten çok Türkçü yapabilen, kendi benliğini, kimliğini iğdiş etmesine sebep olan iğrenç bir mikroptur… Bu mikrobun kansere dönüşmesinde, devlet kademelerinde (özelliklede askeriye ve istihbarat birimlerinde) çalışan Çerkesleri göklere çıkartan “Çerkes resmi ideolojisinin” çabalarını da yabana atmamak gerekir… Düne kadar bizden hiçbir farkı olmayan insanlara (Kürtlere) en ciddi düşmanlık hislerini besleyen ne yazık ki bu ülkenin diğer vatandaşları gibi Çerkeslerdir…
Türk milliyetçiliği ile kirletilmiş zihinlerimizi temizlemenin ve demokratikleşmeye katkı sunmanın bizce en birinci yolu Kürt realitesini tanımaktır… Kendi haklarımızı savunurken Kürtlerin haklarının da olduğu gerçeğini dikkate almak, bizlerle benzer sıkıntılardan dolayı isyan noktasına gelmiş olmalarını kabul etmek sanırız zihin temizliğine başlamak için iyi bir başlangıç olacaktır…
Azınlıkların, çeşitli dini grup ve cemaatlerin, diğer etnik grupların haklarını en az onlar kadar savunmak, demokratikleşmenin önünde demoklesin kılıcı gibi duran vesayet rejimine karşı çıkmak ve bu uğurda ses çıkarmak, kendi kimliğimizle sürece sunacağımız katkıyı taçlandıracaktır…
Bu ülkenin darbelerle, askeri vesayet rejimiyle, tek tipleştirme politikalarıyla adete Faşist Cumhuriyet örneği haline getirildiğini ve bu politikalardan en büyük zararı da bizim ile birlikle diğer grupların gördüğünü ancak kazananının hep bürokratik oligarşi ve yardakçıları olduğunu kabul etmek zorundayız….
Özet olarak önce karar vermeliyiz.:
Demokrat mıyız Oportünist mi???









